moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

Berlin Sendromu / Berlin Syndrome / Film 2017

0 189

Kasvetli bir havası var, oldukça yavaş ilerliyor ve süresi gereğinden fazla uzatılmış, yer yer insanı sıkıyor, finali de kötü. Berlin Sendomu (Berlin Syndrome) isimli film hakkındaki bazı yorumlar bu şekilde. Psikolojik gerilim tarzındaki yapımın ana teması insandan gelen şiddet olan benzer yapıdaki filmlerden daha durağan bir yapısı varmış.  Melanie Joosten’ın aynı adlı romanından uyarlanmış olan film 1965 yapımı The Collector (Korkunç Koleksiyoncu) filmine benziyormuş biraz ve ben bunu okuyunca onu da merak ettim tabii, bu yazı da, epeyce bir kısmı yazılmış olabilecekken bir 15 – 20 dakikadır burada mahzun mahzun bekliyor. Çok yazılarım sürünmüştür benim benzer sebeplerle, bir şeyi yazarken onunla bağlantılı başka bir şeyi de merak ederim, sonra başka bir şeyi…Artık başka şeylere takılmadan yazayım şunu da bugün yayınlayayım bari. Hayır, konudan da kopuyorum böyle ona da sinir oluyorum, tekrar odaklanmak zor oluyor bazen. Neyse, konuya geçeyim bana zahmet:

 

Berlin Sendromu filminin konusu şöyle: Clare, Almanya’daki Sovyet mimarisi örneklerini fotoğraflamak üzere Berlin’e gelmiş Avusturyalı genç bir fotoğrafçıdır. Sırtında çantasıyla sokakları arşınlarken yakışıklı, çekici ve esprili bir genç adamla; İngilizce öğretmeni Andi’yle tanışır ve keşiflerine onunla devam eder. İkisi eğlenceli sohbetler yaparlar, sağda solda gezerler. Andi’nin eski Doğu Berlin’in çorak bir bölgesindeki evinde tutkulu bir şekilde sevişmeleriyle sona eren bir günün sabahında Andi işe gitmek için evden çıktıktan sonra Clare kapının kilitli olduğunu ve ortada anahtar da olmadığını fark eder. Bu durum Clare’i endişelendirmez, belki de bir dalgınlık söz konusudur. Günü bu yakışıklı yabancı hakkında daha çok şey öğrenmek için fotoğrafları, kitapları karıştırarak, çay içerek geçirir. Andi’nin önceden hazırladığı büyük bir planın bir parçası olduğunun henüz farkında değildir. Andi Clare’i salıvermek niyetinde değildir, istediği şey bu şartlar altında iki sevgiliymiş gibi yaşamalarıdır – daha önce de yaptığı bir şeydir bu. Genç kızım kaçma girişimleri de Andi’nin öfkesini arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Seks ve şiddet unsurları içeren Berlin Syndrome  daha çok Andi karakterine ve onun günlük hayatına odaklanıyor. Genç adamı sadece bir kızı kaçıran bir zorba, bir sadist olarak değil başka şekillerde de görüyoruz; etkili bir öğretmen, bir sporcu ve babasının sevecen oğlu olarak. Bu genç adam eve, Clare’in yanına geldiğinde kesin kurallarla belirlediği bir aşk hikayesini titiz bir şekilde ve bazen şiddet uygulayarak yaşatan / yürüten birine dönüşüyor. Stockholm sendromu (Rehin alınan bir insanın kendisini rehin alan kişiye karşı duygusal bağımlılık hissetmesi) olayının bir türü anlatılıyor filmde esas olarak. Clare bir çaresizlik ve sıkışmışlık içinde yaşayan, aşkı tahrip olan, belki de paramparça olan bir genç kadın. Çizgilerin onun için ne kadar bulanık olduğunu izlemek filmin en acı verici yönlerinden biri; zaman geçtikçe Andi’den hem korkan, hem de ona karşı bağımlılık hisseden ve onun duygusal refahını sağlamaya çalışan birine dönüşüyor.

Bir aşk hikayesinin toz pembe atmosferinin yerini cinsel şiddet ve gerilim dolu bir atmosfere bıraktığı Berlin Sendromu filminin 23 Haziran 2017’de vizyona girmesi bekleniyor.   Filmin güzel bir uyum yakalamış olan başrol oyuncuları Teresa Palmer ve Max Riemelt. Diğer oyuncular Matthias Habich, Emma Bading, Christoph Franken, Elmira Bahrami, Nassim Avat ve Lucie Aron. Yönetmen koltuğunda oturan isim ise Cate Shortland.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.