moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

Tek Başıma Da Gezerim: Elif Yunanistan’da

2 6

Her zaman tek başıma seyahat etmek yeni yerler ve lezzetler keşfetmek hoşuma gider.  Ama bu mutluluğu bugüne kadar hep Kıbrıs’a giderek yaşadım. Yabancı dilimin yeterli olmaması önümde hep engel oldu. Bir lisanın bir insan olduğunu bu gibi durumlarda daha iyi idrak ediyor insan. Ama, Tarzanca diye adlandırılan bir dil türü de var. Her dilden üçer beşer kelimenin yer aldığı çok uluslu cümleler kurup bunu işaret dili ve beden diliyle bütünleştirdiğinizde dünyanın her yerinde her insanla iletişim kurmak mümkün. Veya aslında mümkün değil ama bir Yunanistan gezisi için kendimi bir şekilde motive etmem lazımdı ve başardım da. Eşsiz Tarzanca’ma güvenerek soluğu Atina’da aldım ve işte, dedim; Elif Yunanistan’da. (2016 Kasım – Aralık)

 

Her bilinçli tüketici gibi 20 gün öncesinden uygun fiyatla biletimi edindim. Mevsim itibariyle kışın ilk ayına denk gelmesi de aynı sebeptendir ama iyi ki de öyle yapmışım. Yaz mevsiminde gitmiş olsaydım o doğal insan kalabalığı içinde asıl amacıma, yeni keşiflerime ulaşmakta hayli zorlanacaktım. 3 günlük ziyaretimde ilk deneyimim, hava tahminindeki çuvallamam oldu. Açıkçası daha ılıman bir atmosfer öngörmüştüm. Yunanistan’da gezeceğim şehirlere dair üç günlük hava durumu tahminine dayanarak bavuluma iki ince kazak ve iki kalın pantolon yerleştirdim. Kışlık botumu giyip her ihtimale karşın lastik ayakkabımı da yanıma aldım.

Atina Havaalanı Sandığımdan Küçükmüş

Uçuş için Sabiha Gökçen’e gittim. Uçağımız 5 dakika gibi kısa süreli bir rötarla havalandı. Kaptan pilotumuz uçuş süresini 1 saat 10 dakika olarak duyurdu. Keyfim arttı. Bu süre zarfında İstanbul trafiğinde Bostancı’dan Taksim’e varılamıyor. Rahat bir uçuşun ardından hayli etkili fırtınaya rağmen zemine biraz sallanarak, ama sorunsuz şekilde ayak bastık. Atina Havaalanı bana ilk şaşkınlığımı yaşattı.Böyle turistik bir şehrin havaalanının daha büyük olmasını beklerdim. Belki de kış mevsimi olduğu için, havaalanı alabildiğine sakindi. Birçok babayiğit havayolu firmasının uçakları da geliyor Atina’ya. Pasaport kontrolünün ardından bavullarımız biraz gecikmeli geldi. Uçağın uzak bir noktaya park etmesi de bunda etken olmuş olabilir.

Havaalanından şehir merkezine otobüsle mi, taksiyle mi gitsem ikilemi içindeyken medeni cesaretimi toplayıp hayli kötü seviyede olan İngilizcemi Tarzancamla birleştirip danışmadaki yetkiliyle görüştüm. Gayet kibar bir şekilde sabırla beni dinleyip neyi sorduğumu kavrama başarısı gösterdi ve otobüsle 6, taksiyle 40 Euro bedelle şehir merkezine gidilebildiğini belirtti. Doğal bir refleksle ekonomik olanı tercih ettim. Bu şekilde 34 Euro’nun cebimde kalması bir yana bu bütçemi daha dişe dokunur şekilde değerlendirecektim. Kaldı ki dünyanın hemen her ülkesinde taksi taksidir, otobüs de otobüs. Otobüs durağının hemen yanında bilet gişesinin yer alması hoşuma giden bir kolaylık oldu. 1 saat süreceğini öğrendiğim yolculuk için otobüste yer bulmam, oturma yerinin genişliğinden ötürü bavulumu da ayağımın dibinde muhafaza edebilmem küçük gözüken ama aslında önemli kolaylıklar. Küçük şeylerle mutlu olabilen biriyim ben.

yunanistan gezisi

55 dakika kadar sonra şehir merkezine yaklaştığımızı anladım.  Yanımdaki bayandan otobüsün son durağının, şehrin tam merkezi olduğunu öğrendim. Kısa bir süre sonra indiğim yer Syntagma Meydanı idi. Bu kısa yolculuk esnasında da geçtiğimiz yerleri öğrenmeye çalıştım ama pek mümkün olmadı. Akşamüstüne doğru konaklayacağım otele yerleşmemle birlikte hava kararmadan önce keşfedebileceğim kadar yer keşfetme heyecanı ve açlığımı giderme telaşıyla kendimi sokağa attım.  Otelden çıkarken otelin bir kartını ve üstünde adresinin yazdığı ayrı bir kağıdı üzerime almakla yetinmeyip bir de otel görevlisine harita üzerinde işaretletme yaptırdım. Hava iyice kararmaya başlamıştı ve görevlinin ana yolu yanlış tarif etmesi veya benim yanlış anlamamdan esasla otelden fazla uzaklaşmadan geri dönmeye karar verdim. Yolu şaşırmama karşın sora sora otelimi yine buldum. Otele birkaç adım mesafedeki lokantaya akşam yemeği için gittiğimde çalışanların Türkçe konuşuyor olmasına nasıl sevindim, bilemezsiniz. Çay ikramları eşliğinde keyifli bir sohbet edip yol ve tarif bilgisi edindim. Gerisi artık bana kalıyordu.

Kısa süreli bir tatilde her dakika ve saati çok iyi değerlendirmek gerekir. Bu düşünceyle vakitlice uyudum ve saatimin alarmını da sabahın erken saatlerine kurdum. Dinlendiren ve ihtiyacımı gideren bir uykunun ve sabah kahvaltısının ardından elimde Atina’nın haritası ile soluğu yine en sevdiğim yerlerde, sokaklarda aldım.

Atina’da Kültür Mirası Güzel Korunmuş, Özendim

Atina’da kültür mirası başarıyla korunmuş. Milattan önceki yüzyıllardan bir çok eser günümüze gelmiş. Kentteki binaların yüzde 95’i eski, en yenisi yaklaşık 100 yıllık. Savaş geçirmiş, yıkılmış, hasar görmüş binaların hepsi yenilenmiş. Şu an Atina’da tek tük yeni bina ve inşaat var. İnşaatların çoğu, eski binaların onarım işi. Hiçbir tarihi binanın yanında çay bahçesi olmaması çok hoşuma gitti. Tarihi dokuyu bozmamaya özen göstermişler. Şehir içinde koskocaman milli park ve benzeri yerler var. Bu anlamda burayı ziyaret edince içiniz acıyor. Bizler kültür miraslarımızı tarihi eserlerimizi korumuyoruz, hatta restore etmeyi bile bilmiyoruz. Gerçek bu, üzgünüm.

İlk keşif yerim otelimin yakınındaki meydan oldu. Elimdeki haritanın yordamıyla cadde ve sokak isimlerine bakarak, biraz zorlansam da Syntagma Meydanı’na ulaştım. Atina’da her cadde ve sokakta görünür şekilde isim tabelası olması büyük kolaylık. Basit bir detay gibi görünüyor ama şehre gelen yabancı ve yerli turistler için müthiş bir avantaj ve yaşamı kolaylaştıran ayrıntı. Syntagma Meydanı’nda, Parlamento binasının yakınlarındaki küçük gezi trenini fark ettim ve önce o trenle gezmeyi kararlaştırdım. Trenin rotasındaki yerleri dikkatlice hafızama veya notlarıma alıp görmek istediğim yere yaya veya bir şekilde, yeniden varacaktım. Trende çocuklarıyla birlikte Tunuslu ve Alman bir çift, çocuksuz Fransız bir çift ve bir de ben vardım. Mecburi yol arkadaşlarımın çok konuşması önceleri hoşuma gitmedi. Ama daha sonra o kadar neşeli konuşmaya başladılar ki fikrimi değiştirdim ama gene de onlara ruh halimi belli etmedim. Ayrıca tavır ve davranışlarından kenti bildikleri belliydi ama ben bilmiyordum ve bu seyahatimde yeni keşiflerde bulunmam gerekliydi. Gezi boyunca tur rehberi tarafından geçtiğimiz yerlere dair İngilizce açıklamalar yaptı. Çat pat İngilizcemle ne söylediğini anlamaya çalışıyordum. Aslında amacım anlamadan öte yürüyerek gezilecek yerleri belirlemek ve zayıf olduğum yön tayini konusunda biraz ilerleme kaydetmekti.

yunanistan gezisi 2016

Tren gezimiz yaklaşık 1 saat sürdü ama çok keyifli geçti. Şehrin önemli tarihi yerlerini görmem bakımından bu küçük turun bana önemli faydası oldu. Yine başlangıç noktasına döndüğümde ise bu sefer Türkçe tercümenin de yapıldığı iki katlı tur otobüsü ile gezmeyi kararlaştırdım. Otobüsün kalkış noktasında bilgilendirildikten sonra 2 günlük ödeme yaptım ve tura başladım. Bu 2 katlı otobüste dilerseniz üstü açık üst katta, dileseniz alt kattaki kapalı alanda seyahat edebiliyorsunuz. Kış mevsiminden ötürü alt katı tercih etmek zorunda kalsam da bu turlarda en iyi yer üst kat. Hem havadar, hem de üstü açık olduğundan görüş açısı hayli geniş.

Antika Sevenler Monastiraki’ye

Bu tur otobüsü ile ilk turumda önce güzergâhını öğrendim. Aynı güzergâhtan daha önce küçük trenle de geçtiğimden yönümü daha kolay bulacaktım. Aslını sorarsanız Atina’nın merkezi çok karışık bir yer yer değil. Sonuçta bütün yollar Parlamento binasının bulunduğu Syntagma Meydanı’na çıkıyor. Ardından aynı otobüsle listemde de yer alan Monastiraki Bölgesi’ne geldim. Bu tür gezilerimde antikacıların olduğu bölgeleri ziyaret etmeyi hep tercih ederim ve Monastiraki bu anlamda beklentime yanıt veren bir bölge. Otobüsün dönüş saatini kontrol ettikten sonra turuma başladım.

Atina’nın her tarafı tarihi eserle dolu. Adım başı kazı alanı görebiliyorsunuz. Monastiraki’de özelikle özenle dekore edilmiş dükkânlar, lokantalar, hediyelik eşyacılar ilginizi çekiyor. Kaybolmamak için geçtiğim yollara kendimce işaretler koyarak gezimi sürdürdüm. Bir sürü antikacı dükkânında aklınıza ne gelirse bulabilmeniz mümkün. Eski paralar, mobilyalar, kitaplar, porselen, tabak, plak… Seramik, resim atölyeleri gibi el sanatları ile ilgili dükkanlar ağırlıkta.

Bu keyifli gezi iştahımı arttırdığı için güzel görünümlü, lezzetli yemekleri olan, hesaplı bir yer aramaya başladım. Yemek yeme bölgesindeki kimi mekânlarda gündüz saatlerinde dahi canlı müzik olması dikkatimi çekti. Buralarda eğlence vardı ama ben sakin, kafamı dinleyebileceğim bir yer arıyordum. Sonunda tarzıma uygun bir yer buldum. Gerek yurtdışı gerek yurt içi seyahatlerimde her zaman hiç çekinmeden yaptığım ilk şey tarifeyi öğrenmektir. Aksi durumda yemeğin hemen ardından tüm yediklerinizi kursağınızda bırakacak bir pusula ile karşılaşmanız mümkün. Öğlen yemeği için ancak 16.00 sıralarında oturabildiğim lokantada fiyatları öğrendikten sonra balıkta karar kıldım. Mekânda hafif hafif Yunan müziği çalan bir grup vardı. Gürültüsüz patırtısız şekilde müzik dinleyerek yemek yiyecek olmak hoşuma gitti.

Yunanistan’da fiyatlar bize göre pahalı ama bence makul. Ödemeler malum, Euro ile yapılıyor. İçkili bir yemekte kişi başına ödeyeceğiniz bedel en fazla 25 Euro. Bu bedele ana yemek ve içkiyle birlikte salata ve meze de dâhil. Öte yandan bu tür yerlerde önce tarifeyi soranlar Türkler imiş. Siz daha içeri girmeden fiyatları araştırdığınızda, “Türk müsünüz?” diye soruyorlar. Bu geleneğimize onları da alıştırmışız, bizi böyle kabullenmişler.

Balık, Kalamar Ve Alkollü İçecek 18 Euro

Listede yer alan günün balığını seçtim. Beraberinde salata ve patates de getirildi. Ayrıca yanında kalamar ve alkollü içecek istedim. Tam porsiyon yiyemeyeceğimi düşünerek kalamarı yarım porsiyon sipariş ettim. İyi ki de öyle yapmışım, çünkü Yunanistan’da porsiyonlar hayli doyurucu. Yemeğin sonunda ise sanırım bahşiş vermeniz için, siz tatlı istemediyseniz dahi ikram ediyorlar. Öte yandan bütün lokantalarda çalışanlar son derece nazik ve kibar. Sizi en güzel şekilde ağırlamak için ellerinden geleni, alabildiğine samimi yapıyorlar. Oturduğum yerde 18 Euro (65-70 TL) ödedim. Canlı müzik olduğunu da düşündüğünüzde İstanbul’da eşdeğer kalitede bir mekânda 100 TL’den ucuza kalkamazsınız. Tatlımı da afiyetle tüketip mutlu ve karnı tok bir halde kalktım.

dünya aids günü-yunanistan

Yunanistan’da Dünya Aids Günü

Vaktim dolmak üzere olduğundan durağa döndüm. Akşam olmuş ve hava kararmıştı. Bindiğim tur otobüsünün son seferiydi. Merkeze döndüm. Hemen oradaki parktaki etkinlik dikkatimi çekti. Hemen oraya gittim çünkü bu tür etkinlikler her zaman hoşuma gider. Herkesin elinde mumlar vardı ve onu yakıp kurdele şeklinde düzenlemeye çalışıyorlardı. O gün Dünya AIDS Günü idi ve bu etkinliği farkındalık yaratmak için gerçekleştiriyorlardı. Parlamento binası ve birçok yerde o simge vardı, ‘Farkındayız’ diyorlardı. Ayrıca Afrika müzik enstrümanları ile çok güzel Afrika müziği çalıyorlardı. AIDS’in çıkış yerinin Afrika olduğu düşünülürse bu bayağı anlamlıydı. Mum yakılma sırasında elime mumlar vererek beni de etkinliğe dâhil ettiler. 1 saatten fazla sürdü bu etkinlik ve çok eğlenceliydi. Etkinliğin sonunda çok geç olmadan otele dönmem gerekiyordu. Dinlenip uykumu almalı, sabah erken kalkıp keşfe devam etmeliydim. Sabah kurduğum saatte kalkıp giyindim, kahvaltımı yapıp otelden çıktım.

O gün Atina’daki son günümdü vaktimi çok iyi değerlendirecektim. Şansıma o gün Atina da bir hareketlilik vardı, önce ne olduğunu anlamadım. Sokaklar bir şeye hazırlanıyordu ve etrafta hayli polis dolaşıyordu. Daha sonra sokaklardaki megafondan müzik sesleri gelmeye başladı. Bu arada ben de Parlamento binasının olduğu yere gelmiştim. O gün oralardaki büyük bir alanı yürüyerek turlayacaktım. Yaklaşık 2,5 saat dolaşmıştım, önceden otobüse binmeye karar verdiğim durağa gelip beklemeye başladım. Kısa bir süre sonra otobüs geldi. Fakat trafikte büyük bir problem vardı.15 dakikalık yolun üçte birini bile gidememiştik ve 1 saat geçmişti. Son gün şansıma bu da olmuştu. Zaten gezi planımda da olan Pire’ye gidecektim ama trafiğe takılınca gidişim gecikecek, daha az yer görecektim.

Sonunda Akropol’e varmayı başardım. Pire hattının otobüsü buradan kalkıyordu. Tam otobüs kalkmışken bindiğim otobüsün şoförü diğer otobüsü durdurdu ve yolculuğa başladım. Bu arada sabahki eylemin hükümeti protesto eylemi olduğunu öğrendim. Şansıma Pire’ye giderken hava güneşliydi ve dışarıda oturabilecek kadarda sıcaktı. 1 gün önceki soğuk hava gözümü korkutmuştu ama o gün hava güzeldi. Yol boyunca tur otobüsündeki Türkçe anlatım sayesinde bayağı bilgilenmiştim. Bölgeyle, yolla ve geçtiğimiz yerlerdeki binalarla ilgili bilgiler veriliyordu.

2004 Olimpiyatları’nda kullanılan su oyunlarındaki yerleşkenin önünden geçirip Pire’ye girdik. Şehrin içinden geçip limanda, büyük Cruise gemilerinin yanaştığı yerde otobüsten indik. Yine otobüsümün dönüş saatini öğrendim. Limandan çıkıp sahil boyunca yürüdüm. Adalara giden gemilerin olduğu limana gelip oradan şehrin içine girip yollarda dolaşmaya başladım.  Filmlerde gördüğüm Pire limanı ve şehrini geziyordum. Hızlıca yürüyüp daha çok yer gezmek istiyordum. Mağazalar, dükkanlar, kafeler, her yer çok güzeldi. Sokaklarda tramvay sebebiyle kazı olsa da yolculuk keyifliydi.

2 saatten fazla yürüdüm, çünkü bir şehir ancak yürüyerek öğrenilir. Fakat kentin çok az bir kısmını görebildim. Durağa giderken caddede otobüsüme rastladım. Şoför de beni getiren kişiydi, hemen tanıdı ve kapıyı açtı. Böylece geri kalan kısmı otobüsle gezerek görecektim. Başka dolaşacak vaktim kalmamıştı. Geri dönecek, tekrardan hava kararmadan Glyfada turuna yetişecektim. Pire limanın sokaklarından geçip meşhur filmlere hayat veren manzaralara ve sokaklara son bir bakış yapıp başka bir zamanda tekrardan gelip daha uzun gezme konusunda şehre söz verip oradan ayrıldık. Pire’nin çıkışında çok büyük yat limanları sizi uğurluyor. Gönlümün bir parçasını orada bırakarak ayrıldım.

Geri dönüp son gezi güzergahım olan Glyfada otobüsüne bindim. Önce Pire’ye giden yoldan bir süre gittik, daha sonra yol ayrımında Glyfada Sapağı’ndan devam ettik. Burası da çok lüks ve modern bir bölge. Özellikle Amerikan üssü varken kısa zamanda gelişip nüfus artışı yaşamış. Birçok ev yapılmış. Öte yandan bu bilgiyi edindim ama Türkçe kelimelerde bayağı hata olmasından ötürü doğruluğundan emin değilim. Hatta bu bölgede bir havaalanı varmış fakat daha sonra bu kapatılıp üniversiteye çevrilmiş.

Glyfada çok bakımlı bir bölge, kötü bir ev ya da sokak göremiyorsunuz. Atina’ya 1 saat mesafede. İnip dolaşacak vakit olmadığından sadece otobüsle geziyorum. Burası özellikle yazın denize girmek isteyenlerin tercih ettiği bir yer. Tur bitip dönüş yoluna geçiyoruz. Tur bittiğinde henüz görmediğim, lokantaları ile meşhur Plaka bölgesine gideceğim.

yunanistan gezisi notları

Geri döndüğümde hava yeni kararmaya başlamıştı. Neyse ki çok karanlığa kalmadan farklı güzergâhlardan ulaşmak istediğim yere geldim. Akropol müzesinin önünde inip oradaki hareketli sokaklardan geçtim. Hepsi hediyelik eşya dükkânları ve lokantalardan oluşuyordu. Plaka bölgesindeydim. Şansıma burada da kazı vardı, ama ne için olduğunu anlayamadım. Bu bölgede de çok şık ve güzel restoranlar vardı. Restoranların yanında kendine özgü tarzda dekore edilmiş, dışarıdan baktığınızda kolayca anlayamayacağınız barlar yer alıyor. Gezimin sonunda küçük bir alışveriş de yaptım.

O akşam da balık yemeğe karar vermiştim. İlk başta, ‘Burası güzelmiş’ dediğim yerde oturdum. Tabi önce ne balığı olduğunu, fiyatını ve yanında ne getirdiklerini öğrendim. İçeri girdiğimde gayet özenle döşenmiş bir yer olduğunu gördüm. Eski bir mekandı ve duvarda bir çok ünlünün burada yemek yerken çekilmiş fotoğrafları vardı. Bizde olsa böyle bir yerde yemek yemek bayağı pahalıdır. Ama orada öyle değil. Balık, salata, yanında jumbo karides ve içecek 20 Euro. Türkiye’den geldiğimi baştan öğrendiler ve sonunda tabii ki kaçınılmaz tatlı ikramı.

2 Gün Atina Gezisi İçin Yetersiz Bir Süre

İlk gittiğimde sakin olan lokanta kalkmama yakın dolmaya başlamıştı. Son geceki yemeğimden de keyif almıştım. Aslında Atina 2 günde gezilecek bir şehir değil ama vaktim bu kadardı. Teşekkür edip oradan ayrıldım. Daha vakit geç değildi, otele dönmeden önce biraz daha oyalanabilirdim. Neyseki toplanacak çok eşyam yoktu.  Syntagma Meydanı’ndaki parkta biraz oturmak istedim. Cuma gecesiydi, insanlar buluşmak için birbirini bekliyordu ve çok hareketliydi. Dolaşırken akordeonla eski, güzel şarkılar çalan bir sokak çalgıcısına denk geldim.  Bir miktar para verip çok yakınına oturup müziği dinlemeye başladım. Ne güzeldi, açık havada gönlümce canlı müzik dinleyip eğleniyordum. Önemli olan her zaman lüks bir yerde eğlenmek değil, yaşadığın anın tadını çıkarmaktır. Dinlediğim müzikler ise beni aldı ta nerelere götürdü. Sonunda oradan ayrılıp, ilk gün bindiğim trene binip gece şehir turu yapıp öyle veda edecektim.

Neyse, bu geziyi de yaptım. Geceleri Atina başka bir güzeldi. Ayrıca Noel yaklaştığı her yer çam ağaçlarıyla süslenmişti. Bu da ayrı bir güzellikti. Sonunda istemeye istemeye Atina’ya veda edip otele döndüm. Çantamı hazırladım ve uyudum.

Sabah kalkıp hazırlandım kahvaltımı ettim. Odadan eşyalarımı alıp çıktım. Odayı erkenden boşaltan müşteriyi oteller hep sever, sanırım ben de öyle yaptığım için resepsiyon görevlisi çok mutluydu. Otobüsün kalkacağı durak çok uzak olmasa da taksiye binmek zorundaydım. Havaalanına kalkacak otobüs durağı da Syntagma Meydanı’ndaydı. Son defa o meydana gittim, biletimi alıp otobüse bindim. Yol açıktı ve otobüs biraz hızlı gitmişti ve buna rağmen yol yaklaşık 1 saat sürmüştü. Otobüsten inip girmem gereken kapıyı buldum. Uçacağım havayolunun kontuarına gidip bavulumu verdim. Kontuarda Türkçe bilen bir görevlinin olması beni bayağı mutlu etmişti. Ne de olsa üç gündür birkaç dakikalık telefon konuşması hariç kimseyle sohbet edememiştim. Bu da benim gibi konuşmayı seven bir insan için kötü bir durumdu.

Bavulları verdim ve pasaport kontrolüne doğru gittim. Daha siz kuyruğa girmeden önce bir polis pasaportunuza bakıyor ve yanınıza alabileceğiniz eşyalarınızı söylüyor. Ben çok su içmeyi sevdiğim için çantama fazladan su koymuştum. Onu görünce atmam gerektiğini söyledi. İzin isteyip kenarda suyun çoğunu içsem de hepsini bitiremedim ve bir kısmını atmak zorunda kaldım. Pasaporttan geçip alışveriş bölgesinde gezdim. Alışveriş yapmayı düşünmüyordum. Yanımda su olmadan seyahat etmediğim için oradan 1 şişe su alıp uçağa bineceğim salona geldim ve beklemeye başladım. Neyse, gecikmeden geldi ve vakitlice kalktı.

Atina’da kötü bir şey yaşamamıştım ve güzel anılarla dönüyordum. Hava kötüydü ama uçak sonunda sağ salim İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na indi. Pasaport kuyruğundan geçip bavulumu aldım. Her seyahatte hem giderken hem gelirken beni en mutlu eden durum bavulumun sağlam olarak gelmesiydi. Çok eskilerde bavul kırılıp içindekiler elimize kaybolmuş, dağılmış bir vaziyette geldiği için hala seyahatlerde o tedirginliği yaşıyorum.

Gümrükten geçip kapıdan çıktım. Eve gitmek için binmem gereken otobüsün saatini biliyordum ve geç kalmayayım diye acele ediyordum. Durağa geldiğimde güzel bir sürprizle karşılaştım; eşim beni bekliyordu. Bu karşılama bana çok iyi gelmişti.

Umarım bu ilk seyahat yazım hoşunuza gider. Bundan sonraki seyahatlerimde tekrar buluşmak üzere. Hoşçakalın.

Maşukiye için tıklayın

Amasra için tıklayın

Fethiye için tıklayın

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

2 Yorumlar

  1. derya soygül diyor

    Uzun yillardir gitmedim. Keyif aldim bu geziyi okumaktan.

    1. Hilal Uslu diyor

      Ben hiç gitmedim. Tam da şimdi, yazıyı yazan Elif Boran da senin yorumuna teşekkür etmek istediğini ama yorum yapamadığını belirten bir mesaj atmış; ona cevap veriyordum. =) Ziyaretin için teşekkürler.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.