moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

Fatih Mehmet Maçoğlu İle Nohut, Fasulye Ve Tarım Hakkında

0 768

“Bizden önce (2014 yerel seçimleri öncesi) 20 ile 30 ton arası bakliyat çıkartılırken burada şimdi 150 tonun üzerinde, dört beş kat bir ürün elde edilmeye başladı.”

Meslek hayatım boyunca birçok belediye başkanından kendisinden önceki başkan veya dönem ile kıyaslamalı pek çok istatistiksel bilgi duymuştum. Kulağa bu kadar hoş geleni ilk Ovacık’ta duydum.

Söylemin Altı Boş Bırakılmadı

Bu arada bilmeyen veya yanlış anlayan olur diye şu bilgilendirmeyi yapmakta fayda var. Bakliyat üretiminde bulunan belediye değil, halk. Belediye buradaki refleksi ile halkı üretime, daha fazla üretime sevk ederken o ürünün tüketiciye ulaşması, yeni pazarlar edinmesi için çeşitli hamlelerde bulunuyor. Halka dokunan belediyecilik anlayışının güzel bir örneği. Bu dizinin ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı değineceğim ancak tek cümleyle ifade etmek gerekirse, “Söz Yetki Karar Ovacık Halkına” söyleminin altı boş kalmamış. Ovacık halkı günümüz itibariyle ve kıskandırır şekilde, halkı merkezine alan bir yerel yönetim anlayışını iş başına getirmiş.

Marketlerde Yok. Olmayacak. Çünkü…

Nohut başta olmak üzere Ovacık marka bakliyatlara marketlerde ulaşmanız mümkün değil. Ya da market raflarında rastladığınız Ovacık marka ürünler Tunceli’nin değil Karabük/Ovacık’ın ürünleri.

Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ile nohut, bakliyat, tarım konusunda konuşurken meselenin pazarlama boyutuna da elbette değindik. Edindiğim izlenim şu: Mevcut sistem üzerinden Ovacık bakliyatlarının market raflarında yer alması için girişim yok ve olmayacak. Çünkü o yöntemde tüketici aynı ürünü bugünkü ederinin çok üzerine edinecek.

Tefeci ile Tüccarı Aradan Çıkarttık

“Bu çalışmanın en büyük önemi aradaki tefeci ile tüccarı aradan çıkartmaktır. Üretimden tüketime bir program yapmak zorundasınız, biz burada onu hayata geçirdik. Aradaki tefeci ve tüccarı kaldırmadığınız takdirde ya tüketiciyi sömürmüş ya da üreticiyi zarara uğratmış olursunuz. Biz biraz da buna dikkat çekmek adına kendi maillerimiz ya da internet sitemiz üzerinden pazarlama yöntemi ile kapı teslimi sevkiyat yaptık. Ürünlerin büyük bölümü tüketiciye posta, kargo kanalıyla ulaştırıldı. Diğer bölümünü işi ticarete dökmeyen dostlarımız ile dayanışma kültürü üzerinden tüketiciye ulaştırdık. Demokratik kitle örgütleri, yerel dernekler, yine ilerici, aydın, devrimci dostlarımız hiç kar marjı düşünmeden, sadece dayanışma adına etrafındaki insanlara ürünlerimizi ulaştırdı.

Navlun maliyeti nedir?

Navlun maliyeti, kilo başına 1 liraya kadar yansıyor. Biz doğal bir ürün üretiyoruz. Organik ürünlerin büyük bölümü marketlerde, butiklerde 20-30 TL’den satılırken biz burada 9 liradan gönderiyoruz. Yurt dışından getirilen, tohum kültürünün nereden geldiği belli olmayan, nerede üretildiği bilinmeyen birçok fasulye bugün marketlerde 10 liranın üzeri bedelle satılıyor. Bu örnekleri göz önünde tuttuğunuzda; bizim organik bir ürünü pazarda “yap sat”, “al sat” şeklinde satmadığımızı göreceksiniz. Aksi halde yer yer 20 liranın üzerinde satılan fasulye ya da fiyatı 14-15 liradan başlayan nohudun tarafımızdan 8 liraya satılıyor olması tüketicinin zarara uğramaması meselesidir. Kaldı ki üretim değerleri yüksek olmasaydı ürünümüz bu kadar yüksek fiyattan da satılmamış olacaktı.

Fiyat Halkın Alım Gücüyle Belirlendi

Bugün dünyada kullanılmaması gereken suni gübrelerle verim daha da yükseltilirken maliyeti düşürme çalışması da yok, bu üretim biçimine rağmen ürün tüketiciye çok pahalı şekilde veriliyor. Öte yandan buradaki bir üretici ile Batı’da ya da Orta Anadolu’da bir üretici aynı değil. Bizde mazotun yansımasından çalışanların yevmiyelerine, üretim araçlarının ağırlığına kadar tüm bunlar maliyete yansıdığında bir üreticinin ürününden bire yedi, bire sekiz alması gerekiyor ki sadece maliyetini kurtarsın. Bunları düşündüğümüz andan itibaren fiyatları belirliyoruz. Ürünümüzün piyasaya göre ucuz olmasının sebebi fakiri zengini ile bütün yurttaşların alım gücünü düşünerek belirlememizden ötürüdür. Bu politikalarımızı bu şekilde devam ettirmek zorundayız. Aksi takdirde parası olan alacak, parası olmayan alamayacak. Bu sistemi reddederek bir çalışma yapıyoruz.

Sıklıkla sözü edilen, üniversite öğrencilerinin nohut geliri üzerinden okutulması konusuna değinir misiniz?

Bir bölgede yereli yönetmeye başladığımız andan itibaren bölgeye dair bütün politikalarınızın olmak zorunluluğu var. Yani ekonomiye, eğitime, kültüre, doğaya, çevreye, ağaca, börtü böceğe, birçok şeye dair planlama yapmak zorundasınız. Devrimci halkçı yerel yönetim programı bugün üzerinde yaşadığımız toprak parçasındaki bütün canlılar ve cansıza dair, parça bütün ilişkisi içinde, birlikte yaşam alanlarını geliştirme ve rahatlatma meselesidir. Bir parça yok olursa dahi, bir bütünü oluşturamazsınız.

Vakıf Üzerinden Aktarılıyor

Ovacık eğitim düzeyi çok yüksek olan bir ilçe. Buna karşın birçok arkadaşımız, yoldaşımız sayısı 1’den fazla olan çocuğunu okutamaz hale gelmeye başladı. Köyleri dahil olmak üzere her ailede iki kişinin üniversitede okuduğu bir ilçede siz bir program, buna dair bir çalışma yapmak zorundasınız. İçinde yer aldığım kolektif, dayanışma iş adamlarına ve devrimci aktif akademisyenlere bir çağrıda da bulunmuştu. Öğrencilerimizin bir bölümünü çağrıya yanıt veren arkadaşlarımızın dayanışması ile destekledik. Toprağa attığımız tohumun bize verdiği ürünlerin bir bölümünü de İstanbul’daki Onur Tarih Eğitim Vakfı üzerinden öğrencilere aktarıyoruz. Günümüz itibariyle 100’ün üzerinde öğrenciye burs veriyoruz. Onur Tarih Eğitim Vakfı’nın üyeleriyiz. Onun üzerinden destekleme, çalışma yapıyoruz. Malum, belediyelerin burs verme yetkisi yok. Daha çok eğitim vakıfları, aydın, ilerici kitleler üzerinden destek sağlamaya çalışıyoruz. Başarılı da olduk. Ürettiklerimizi zaten bir kar marjı meselesi değil değer olarak görüyoruz. Bir de paylaşıyoruz.

Ürün çeşidini arttırmak için çalışmalarınız var mı?

Toprak tahlilleri, belki küçücük kendimize yetecek bir şey yapıyoruz ama Türkiye ölçeğinde düşündüğümüzde esasen kendi bölgemizdeki tohumları geliştirme çabası içindeyiz. Burayla, bu iklimle barışık, bu iklimle birlikte uyum sağlamış, geçmişten bize doğru gelen yerel tohumları geliştirme çabamız var. 6 ay kış, 6 ay yaz ya da baharı olan bir ilçede narenciye çok fazla tutmuyor. Burada sebze ve meyve yetiştiğinde, soğuklar geldiğinde donuyor ve çok fazla ürün alamıyorsunuz. Yine de toplumun kendine yetebileceği şekilde eğitimler, çalışmalar yapıyoruz. Esasen bizim tarım, hayvancılık ve turizme dair çalışmamız var. Tarım kısmında daha çok bakliyat türü ürünlerle ilgiliyiz ama ahududu denemesine de girdik. Birkaç köyde ektik, yeşillenmeye başladı. Ahududunun olma ihtimali çok yüksek çünkü ataları var burada. Dere kenarlarında, küçücük küçücük kendiliğinden yetişiyor.

Bir arkadaşımız gojveri diye bir bitki türünü de burada ekti. Gojveri; parlak, küçük, kurutularak yapılan bir meyve türü. Arkadaşlarımızın buraya dair bir çalışması var. Olup olmayacağını bilmiyoruz.

Sıradaki konu: Turizm / Hayvancılık

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.