moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı

0 679

Aksiyon-korku-gerilim tarzındaki Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı adlı filmde Dr. Victor Frankenstein’ın cesetlerden topladığı parçalarla yarattığı Adam’ın günümüz dünyasındaki maceraları anlatılıyor. 200 yıldır amaçsız bir şekilde yaşayıp giden Adam kendini muazzam gotik yapılarla dolu bir kentte, gargoyle’lerle (insanoğlunu iblislerden koruyan melekler, çörtenler) iblisler arasındaki savaşın ortasında buluyor. İki tarafın niyeti de Adam’ın ölümsüzlük sırrını eline geçirmektir ve bu sır da Dr. Frankenstein’in canavarı nasıl yarattığını yazdığı defterde saklıdır. Adam’ın kendisini ortasında bulduğu ve sahip olduğu güçleri harekete geçirerek iyi taraf adına dahil olduğu bu büyük kapışmanın sonucu insanlığın kaderini de belirleyecektir.

Hikayenin orijinali olan Frankenstein or the Modern Prometheus adlı kitap Mary Shelley tarafından yazıldı, 1818’de yayımlandı ve ilk defa 1910’da beyazperdeye uyarlandı. Filmin özellikle ilk yarım saatinde orijinal eserden kısa bir şerit sunuluyor fakat bu eser hakkında fazla fikri olmayan izleyiciler için yeterli olmayabilir. Orijinal eser korku türünün bir klasiği olarak kabul edilse de aslında canavarın dramatik yalnızlığı, farklılığından ötürü dışlanan insanlar gibi konulara da odaklanıyor. Yani bu kitabı sadece bir korku romanı olarak algılamak doğru olmaz. Romanın konusu şöyle: Tıp öğrencisi Victor Frankenstein mezardan çaldığı ceset parçalarını bir araya getirerek bir canavar yaratır, sonra da dirilttiği canavarın karşısında dehşete kapılarak kaçar. Bir süre sonra tekrar karşılaşırlar ve ruhsuz bir yaratık olduğu varsayılan canavar doktora içinde bulunduğu büyük yalnızlıktan şikayet ederek kendisine bir eş bulmasını ister. Frankenstein bu konuda ona verdiği sözü tutmaz, bundan bir müddet sonra da canavar onun eşini öldürür. Onun peşine düşen doktor kutuplarda soğuktan donarak hayatını kaybeder. Canavarsa artık dünyada hepten bir başına kalmıştır.

Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı filmine ilham veren roman 1816 yılında Cenevre’deki bir villada Lord Byron’un ev sahipliğinde toplanan yazarların girdikleri bir iddia üzerine yazıldı. İddianın konusu en etkileyici korku romanını kimin yazabileceği idi. 19. Yüzyıldaki bu iddiadan etkileri günümüzde de sürmekte olan iki eser çıkmıştır; John William Polidori tarafından yazılan ‘The Vampyre’ ile Mary Shelley’in bu romanı.

Bol miktarda dini göndermeler de içeren yapım iyilerle kötüler arasındaki bir aksiyon filmi niteliğiyle hikayeye özünden oldukça farklı bir boyut kazandırıyor. Film yaratıcısının adıyla anılan, Frankenstein olarak bilinen canavarın kollarında donan doktoru gömme sahnesiyle başlıyor (kitapta ise doktor kutuplarda rastladığı yabancı bir adamın kollarında ölür) ve canavarı yakalayıp Doktor Frankenstein’ın ölüleri nasıl canlandırdığını öğrenmek isteyen iblislerin ortaya çıkmasıyla gelişiyor. İblislerin karşısından yer alan gargoyle’ler (veya çörten’ler) ise iblislere karşı mücadele eden ve onların dünyadaki ruhsuz bedenlere girip insan ırkını ele geçirmelerini amaçlayan bir tarikata bağlı olan savaşçılar. Bu savaşçılar istedikleri zaman insan, istedikleri zaman gargoyle, istedikleri zaman hareketsiz bir heykel olabiliyorlar.

Orijinal eserle pek bir ilgisi olmayan filmdeki canavar atletik yapılı, Uzakdoğu dövüş sanatlarıyla haşır neşir bir kişilik olarak gargoyle’lerin kraliçesiyle iblislerin lideri tarafından yönetilen ölümcül kapışmaların ortasında bir o yana, bir bu yana savrulup duruyor. Hikayeye çarpışmalara renk katması açısından genç, güzel bir bilim kadını da iliştirilmiş.

Stuart Beattie yönetmenliğindeki Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı 1 saat 33 dakika sürüyor. Görüntü-ses tasarımları ve farklı aksiyonlarıyla keyifli bir seyirlik olan filmin oyuncu kadrosu şu isimlerden oluşuyor: Aaron Eckhart, Bill Nighy, Yvonne Strahovski, Miranda Otto, Jai Courtney, Aden Young, Caitlin Stasey ve Kevin Grevioux.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.