moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

Kafamda Bir Tuhaflık: Orhan Pamuk’tan İstanbul’un 40 Yılı

0 577

Orhan Pamuk bugünlerde kendinden 6 yıl emek verdikten sonra ortaya çıkardığı yeni romanıyla söz ettiriyor: Kafamda Bir Tuhaflık. Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanan romanda, İstanbul sokaklarında boza ve yoğurt satan Mevlut Karataş’ın ve çevresindeki insanların yaşantısıyla birlikte Türkiye’nin ve İstanbul’un 1969 – 2012 arasında geçirdiği değişim de anlatılıyor.

Orhan Pamuk 6 yıldır piyasaya hiçbir eser çıkarmadı, ki bu onun şimdiye kadar 2 kitap arasında verdiği en uzun ara. Kendisi satıcıların dünyasını anlatmaya hep hevesliymiş ama işte, bu romana kısmet olmuş. Son 4 yıldır İstanbul’u bu açıdan görmeye çalışmış, bu amaçla geziler yapmış, baş kahramanı Mevlut’la empati kurmaya çabalamış. Bozacılarla, elektrik tahsildarlarıyla, inşaatçılarla, midyecilerle falan görüşmüş. Bu konuda ona başkaları da yardımcı olmuş.

Bu romanı yazarken amacı hem İstanbul’un geçirdiği değişimi; hem de kentin yerlilerinin bazen burun kıvırdığı ama kendisinin şehrin asıl sahipleri saydığı insanların hikayesini anlatmakmış. Dışarıdan gelip İstanbul’da yerleşen, burada hayatlar kuran, kentin çoğunluğunu oluşturan insanların hikayesini. İkisi birbirine paralel şeyler tabii, bu yüzden birbirinin içinden geçirerek anlatmış bunları.

Satıcı figürü olarak bozacıyı seçmesinin nedeni boza satma işinin geleneksel, törensel tarafıymış. Biraz da hayat değişirken, şehirlerde binalar ve yaşamlar ve her şey değişirken insanların geçmişe dair yumuşak, sıcak, daha az mekanik şeyleri – kişileri – ilişkileri hatırlamasını istemiş galiba. Geceleri ‘Bozacı!’ diye bağırarak sokakları arşınlayan, insanların pencereden sarkarak çağırdıkları bir adam bunun için uygun bir karakter gibi görünüyor gerçekten de. Bu adam daha sonra yoğurtçuluk, otopark bekçiliği gibi şeyler de yapıyor.

Kafamda Bir Tuhaflık sürükleyici bir aşk hikayesiyle beraber İstanbul’un ve bütün ülkenin 40 yıl boyunca geçirdiği dönüşümü anlatıyor. Eserleri 100’den fazla ülkede çevrilen, birçok ülkede eserlerini hevesle bekleyen okurları olan Orhan Pamuk bu romanında İstanbul’da yaşanan ve dışarıdan sıradan görünen hayatların aslında ne kadar zengin ve derin yönleri olduğunu aktarıyor okuyucusuna. Romanı okurken bir yandan şehrin kalabalığının giderek artmasıyla değişen şeylere, Anadolu’dan gelip İstanbul’da servet sahibi olanlara, eski binaların birer birer yıkılıp yenilerinin inşa edilmesine tanık oluyorsunuz; bir yandan da ülkenin o dönemlerdeki değişim ve dönüşümüne, politik çatışmalara ve darbelere. 6 – 7 Eylül olayları, 12 Eylül, Madımak olayı gibi.

Orhan Pamuk ‘Kafamda Bir Tuhaflık’ ismini verdiği son romanını anlattığı dünyanın içinde, göbeğinde yaşayan insanlarla görüşerek veya başkalarını görüştürerek yazmış sonuçta. Bu yüzden anlattığı hikayeleri yaşayan insanlar ‘İsmini vermek istemeyen izleyici’ konumunda sayılabilirler sanki. Televizyonda mesela, hikayesini anlatır, bazen etkilenirsiniz ama kim olduğunu hiç bilmezsiniz.

Ünlü yazar romanı yazarken esas meselesinin İstanbul’un 40 küsur yıllık bir süre içerisinde geçirdiği değişimin ahlaki sonuçlarını ve şehrin tarihini nasıl etkilediğini anlatmak olduğunu, bunu kahramanları üzerinden irdelemeye çalıştığını ifade ediyor. Ve kitabında anlattığı vahşi dönüşüm sürecinin devam edeceğini, bazı kişilerin görünümü bozduğunu düşündüğü yüksek binaların sayısının artacağını düşünüyor kendisi. Bu öngörü bana da mantıklı görünüyor bu arada. Kent böyle kimilerine katı, çirkin ve acımasız; kimilerin güzel gelen bir şekilde değişirken bunun insanların ruh hallerine, yaşantılarına nasıl yansıdığını anlatıyor. Ben daha okumadım nasıl anlattığını ama okumak niyetindeyim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.