glory foxxx is being massaged.www.desixnxx.club amateur bbw group stripping at the bar.
blow queen swallows his sperm. jav xxx
freeporn

Sadako Sasaki Ve Kağıttan Bin Turna Kuşu Efsanesi

0 3.636

Bir Japon efsanesidir kağıttan bin turna kuşu efsanesi. Japonların origami diye bir sanatları vardır, kağıt katlama yani. Efsaneye göre, Tanrı 1000 tane origami turna kuşu yapan kişinin dileklerini, dualarını kabul eder. Bütün kuşları tek bir kişinin yapması zorunlu değildir, yardım da alınabilir. Evlenecek bir kızın, arkadaşlarıyla beraber düğünden önce 1000 tane kuşu tamamladığı takdirde sonsuza kadar mutlu olacağına inanırlar mesela. Hemen bütün kültürlerde vardır böyle şeyler, bu da Japon kültüründe olanladan biri. Sadako Sasaki isimli, ömrü maalesef oldukça kısa (1943 – 1955) sürmüş olan kız çocuğunun bu efsaneyle bağlantısına gelince:

 

Japonya’nın Hiroşima kentinde yaşayan Sadako, 1945’de ABD Hava Kuvvetleri tarafından şehre atom bombası atıldığında 2 yaşında bir bebekti. Evlerinin 1 mil ötesinde patlayan bomba ona bir zarar vermedi…en azından o gün, en azından görünüşte. Lanet bombanın onu nasıl etkilediğinin ortaya çıkması için aradan 9 yıl geçmesi gerekecekti.

Atom bombasının atıldığı gün Sadako ve Masahiro (4 yaşındaki abisi)  anneleri ve büyükanneleriyle beraber evdeydiler. Evin babası işe gitmişti. Kahvaltı için 2 katlı, mütevazı evlerinin mutfağındaki paspaslara oturmuşlardı ki bir patlama oldu. Patlamanın etkisiyle duvara doğru itildiler. Sadako kayıptı, daha doğrusu patlama onu evin dışına fırlatmıştı. Onu avludaki bir kutunun üstünde buldular. Şaşkındı ama yaralı değildi, kıyafetleri yanmış ve yırtılmıştı.

Neler olduğunu kimse tam olarak anlamamıştı. Mavi gökyüzü kararmış, korkutucu bir gri renk almıştı ve hava birdenbire çok sıcak olmuştu. Anneyle büyükanne evden ayrılmaya ve çocuklarla beraber yakındaki nehre gitmeye karar verdiler. Oradaki köprü onları başka bir patlamadan koruyabilirdi.

Yol boyunca, şehirde başlamış olan yangınlardan çıkan dumanları gördüler. Hiroşima bir yangın yeri gibiydi. Şoka girmiş, cildi soyulmuş insanlar, kollarında ölü bir bebekle yürüyen bir kadın…

Nehrin kıyısına vardıklarında suda bir sürü ceset yüzüyordu. İnsanlar serinlemek için suya atlıyor ve ölüyorlardı.

Orada  bekledikleri sırada gökyüzünden ağır, kalın bir yağmur inmeye başlamıştı. Bu siyah yağmur kentin her yanında meydana gelen muazzam ısı ve hava akımlarının, öfkeli fırtınaların, yangınların, enkazlardaki kalıntıların bir birleşimiydi. Böylece havada, suda, gökyüzünde, her yanda, her yerde bulunan muazzam miktarda radyasyona maruz kaldılar.

Yiyecek hiçbir şey yoktu, bir sürü insan, giysileri patlamanın üflemesinin etkisiyle yandığı için neredeyse çıplaktılar.  Kimse neler oduğunu, nereye gideceğini bilmiyordu. 5 saat bu şekilde geçti. Sonra bir arkadaşları tekneyle oraya geldi. Tekneyi kenara çekti ve ortada görünmeyen büyükannenin dönmesini bekleyip beklemeyeceklerini konuştular. Beklemeyip tekneye tırmandılar. 4 saat kadar yol yaptıktan sonra insanların toplandığı bir barınak buldular. Sonunda babaları onları buldu ve aile tekrar bir araya geldi.

Eve döndükten sonra çocuklar büyükannelerini bir daha asla görmediler. Babaları birkaç gün sonra onun bedenini evin önündeki kuyuda buldu.

Aradan yıllar geçti. 1954’ün Ağustos ayı geldiğinde…

Başarılı bir jimnastikçi olan ve okulun atletizm takımında yer alan Sadako, yedek olarak katıldığı bir yarışı tamamladıktan sonra başının döndüğünü hissetti. Ardından bayıldı. Doktora götürüldükten sonra aldıkları haber çok kötüydü. Sadako kan kanseri (Lösemi) olmuştu. Radyasyona bağlı lösemi, tabii ki. (Bir kaynakta da Sadako’nun 1954’ün Ekim ayında lenf bezlerinin şiştiğini fark ettiğini ve Atom Bombası Kazazedeleri Komsiyonunun doktorlarına götürüldüğünü okudum.)

Sadako’nun hastalığı hızla ilerliyordu. Teşhisten 1 ay sonra hastaneye yatırıldı. Ailesi kendisine lösemi olduğunu asla söylemedi, o da hiçbir zaman onlara bunu bildiğini söylemedi.

Ancak, hastalığın gidişiyle ilgili tahminlerin olumlu olmadığını ve ölmek istemediğini biliyordu. Babası ona efsaneyi anlatmıştı. Kağıttan bin turna kuşu efsanesi ne diyordu: 1000 turna yaparsa sağlığı geri gelecekti.

Bin turna kuşu yaptı ve ikinci bir partiye başladı. Sınıf arkadaşları, diğer arkadaşları ve ailesi de onunla beraber çalışıyorlardı. Ancak, Sadako kağıttan 644 turna kuşu yaptığında ömrünün sonuna da gelmişti ne yazık ki. Kuşları tamamlayamadan hayata veda etti.

Sonuna kadar umutlu ve cesurdu. Sadece bir defa ağladı.

Belirtiler giderek kötüleşiyordu. Annesinden onunla hastanede kalmasını hiç söylememişken, bir gece bunu istedi. Acısına artık dayanamıyordu. Hiçbir şey yemedi. Annesi onu bir bebeği tutar gibi, göğsüne yakın tutarak kucakladı. Ertesi gün işe gitmeye mecburdu. Sadako onu ağrıyan vücudunu sürüyerek asansöre kadar uğurladı. Belki de bunun annesini son görüşü olduğunu biliyordu, belki ömrünün sonunun geldiğini anlamıştı. Ancak iyi olduğunu söyledi. Asansörün kapıları kapandığında ağladı.

Sadako o gün öldü. Tarih 25 Ekim 1955’di.

356 turna daha yapabilmiş olsaydı yaşamaya devam eder miydi acaba? Bilinmez.

Arkadaşları kağıtları katlamaya devam ettiler ve turna kuşları 1000’e tamamlandı. Ve Sadako bin kağıttan turnayla beraber gömüldü.

Onun anısına bir heykel yaptırmak için gereken parayı toplamayı da başardılar.  Sadako’nun elinde altından bir turna kuşu tutan heykeli 1958’de Hiroşima Barış Parkı’na koyuldu. Heykelin üstünde “This is our cry, this is our prayer, peace in the world” yazıyor. Tercümesi aşağı yukarı şöyle: “Bu bizim feryadımız, bu bizim duamız, dünyada barış“.

Sadako’nun hikayesi ülke ve dünya çapında yankı yaptı. Bugün birçok kişi turna kuşunun barışı, nükleer silahsızlanma talebini ve umudu sembolize ettiğini bilir.

6 Ağustos Evrensel Barış Günü geldiğinde, dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan pek çok çocuk, kağıtları katlayarak yaptıkları turna kuşlarını Sadako’nun Hiroşima’daki anıtına yollarlar. Anıtın üstünde yazan sözler bütün dünya çocuklarının ortak dileğidir.

Sadako’nun abisi Masahiro, kız kardeşinin erken ölümünden ders çıkarılmasını istiyor ve “Onun ölümü bize büyük bir amaç verdi.” diyor. “Merhamet ve incelikle gelen küçük bir barış çok önemlidir, büyük bir dalgalanma etkisi yapar, yayılır. Kardeşim bize bunun nasıl yapılacağını gösterdi. Ben ve Sasaki ailesi, onun hikayesini dünyaya anlatmakla sorumluyuz. Küçük bir barış yaratmadan büyük bir barışa ulaşamayacağımıza inanıyorum. Turnaların kanatlarına yazılan güzel ve iyi dilekleri toplamayı ve dünyaya yaymayı seviyorum.”

Ben yukarıdaki bilgilerin büyük kısmını İngilizce bir yazıyı Google Translate yardımıyla anlamaya çalışarak yazdım. Sadako’nun 1000 turna kuşunu tamamlayıp ikinci 1000 kuşa başladığını orada okudum mesela. Farklı kaynaklarda bu hikayenin farklı versiyonları var. Hangisi tam doğrudur bilmiyorum, fakat hepsinin özü aynı. Farklı olan şey detaylar. Örneğin bir kaynakta, Sadako’nun, durumu elverdiği sürece herhalde, hastanede hep hareketli olduğunu ve başkalarına yardım ettiğini okudum. Kendisi gibi kanser olan 80 yaşlarındaki bir kadını çok seviyor, hiç yalnız bırakmıyormuş. Bu kadın hayata veda etmeden hemen önce Sadako’ya kendisi için çok geç olduğunu, ama onun 1000 tane kağıt turna kuşu yaparak hastalığından kurtulabileceğini söylemiş.

Bir başka kaynağa göre, sağlığı hızla bozulan Sadako’nun yaşadıkları ulusal ve yerel basın kanalıyla insanlara ulaştığında, dünyanın dört yanındaki insanlar hastaneye kağıttan turna kuşları göndermeye başlamışlar. Sadako son saatlerini 644. kuşu tamamlayarak geçirmiş. Tam gözleri kapanırken hastane çalışanları postadan çıkan bir sürü kuşla odasına girmişler. Ama Sadako artık yaşamıyormuş. Yattığı hastaneye gönderilen çok sayıdaki kağıttan turna Japonya’daki bir müzede sergileniyormuş.

Son olarak şunu ekleyeyim; Eleanor Coerr bu hikayeyi “Sadako Ve Kağıttan Bin Turna Kuşu” ismiyle kitap haline getirmiş.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

desi sex
beeg
dirty grandma sucking.www.watchersweb.club hot latin chick xxx.