moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

Stockholm Sendromu

0 807

Rehinelerin kendilerini rehin alan kişileri anlama, anlayışla karşılama hali Stockholm sendromu olarak anılıyor. Rehine, rehin alındığı süre boyunca kendisini rehin alan kişi veya kişilerle yaptığı konuşmalar ve yaşanan olaylar sırasında öyle bir hale geliyor ki, sonunda kendisi de ona yardım etmeye başlıyor.

Stockholm Sendromuna İsmini Veren Olay

Jan Erik Olsson adında bir adam 23 Ağustos 1973’te İsveç’in en büyük şehri ve aynı zamanda başkenti olan Stockholm’de bir bankaya girer ve olaylar gelişir. Saat 10:03’te banka şubesine girip silahını çeken soyguncu, “Herkes yere yatsın parti başlıyor” diye bağırır. Bağırmakla kalmaz tavana da birkaç kez ateş eder. Banka çalışanları ve müşterilerinin dışarı kaçmasına da müsaade eder ancak üç kadın banka çalışanını yanında rehine olarak tutar.

Üç dakika sonra polis olay yerine varır ve içeri giren ilk polis soyguncunun ateş açmasıyla yaralanır. Jan Erik Olsson kendisiyle bir saat sonra iletişim kuran polisten, yarısı İsveç Kronu, yarısı da döviz olacak şekilde 3 milyon kron para ve bir tane de sürat arabasının banka şubesinin önüne getirilmesini ister. Soyguncunun istekleri bu kadarla sınırlı değildir. Bir de hapisteki arkadaşı Clark Olofsson’un banka şubesine getirilmesini ister. Paralar, rehineler ve arkadaşıyla birlikte kapının önüne getirilince sürat aracıyla olay yerinden ayrılacaklarını söyler.

Soyguncunun cezaevindeki arkadaşı öğleden sonra polis tarafından olay yerine getirilir ve soyguncuyla dışarısı arasında iletişim için kullanılır. Akşamüzeri de kapının önüne bir Mustang getirilir ve soyguncuya da 1,5 milyon İsveç kronu teslim edilir.  Bundan sonra soyguncular rehinelerden iki tanesini bırakma teklifinde bulunurlar, ancak polis ablukayı kaldırmaz.

Başbakana Telefon

Polis, bütün geceyi rehinelerle birlikte banka şubesinde geçiren soygunculara rehinelerle konuşmak istediğini söyler. Jan Erik Olsson ise rehineleri polise tek tek göstermeyi tercih eder. Arkadaşı da polisle tekrar temas kurarak Jan Erik Olsson’un bankayı havaya uçurmayı planladığını söyler. Gece olunca banka şubesinden patlama sesi duyulur ve polis kasaların patlayıcı kullanılarak açıldığını öğrenir. Olsson, Başbakan Olof Palme’i telefonla arayıp olay yerinden rahatça kaçabilmeleri için polise kuşatmayı sona erdirme emri vermesini talep eder. Rehine banka çalışanlarından biri de telefonu alıp başbakana soyguncuların taleplerini yerine getirmesi için yalvarır.  Başbakan Palme, telefondaki kadına söz konusu taleplerin kabul edilmeyeceğini ancak eğer soyguncu kabul ederse rehine kadınlar yerine kendisinin rehine olabileceğini söyler. Başbakana taleplerini kabul ettiremeyen soyguncu, Dagens Nyheter gazetesini arayıp onlarla da konuşur.

Gazeteciler olası bir son dakika gelişmesini kaçırmamak için devamlı olay yerinde nöbet tutarken halk da olaya yoğun ilgi gösterir ve geceyi orada geçirir. Radyo ve televizyonlarda neredeyse canlı yayında izlenen olay başka ülkelerin gündemine de girmeye başlamıştır.

Halk Polisi Suçluyor

Takvimler 24 Ağustos’u gösterirken Dagens Nyheter gazetesinde çıkan söyleşiyi okuyan halk polise öfke duymaya başlar. Halk soyguncular rehinelerle beraber gitseler bile onlara zarar verilmeyeceğine inanmaktadır. İnsanlar polisin soyguncuların kaçmasına izin vermeyerek rehinelerin hayatlarını tehlikeye attıklarını düşünmektedirler.  Polis, bankanın arka taraflarında kalan soyguncular ve rehineleri üzerlerinden kilitleyerek içeri hapseder. Kilitlenen bölümün üstünden bir delik açıp yemek sevkiyatı yaparlar, ancak soyguncular açılan delikten gaz sıkılmasından endişelenerek rehineleri tehdit etmeye başlarlar.  Birinin boynuna sicim bağlayıp polisin içeri gaz sıkması durumunda öleceğini söylerler. Bu gerilim dolu bekleyiş 28 Ağustos saat 21:28’e kadar sürer ve polisler soyguncuların düşündüğü gibi delikten içeri gaz sıkıp içeri girerler. Bunun üzerine soyguncular direnmeden silahlarını atıp teslim olurlar.

6 gün süren bu gergin bekleyiş sırasında polisin gösterdiği tutum halkta tepkiye sebep olmuş, insanlar, polislerin agresif davrandığını düşünerek soygunculara acımaya başlamışlardı.  Pazarlık yapılırken soyguncular ve rehineler arasında rahat bir diyalog olduğu, hatta rehinelerin de polislere tepkili olduğu öğrenildi.  Bu olay bu haliyle dünyanın da ilgisini çekti ve bu ruh haline Stockholm sendromu adı verildi. Bu ve benzer durumlar olaydan bu yana bu isimle anılıyor.

Olaydan sonra Jan Erik Olsson 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sekiz yılda cezaevinden çıktı ve bir daha hiçbir suça karışmadı.  Bir süre domuz yetiştiriciliği yapan soyguncu, Tayland’a taşındı.  Arkadaşı Clark Olofsson ise bu olaydan dolayı yalnızca 1 yıl ceza almakla beraber suç işlemeye devam ettiği için uzun süre dışarıda kalamadı.

Psikiyatri biliminin ilgilendiği Stockholm Sendromu’na Bejerot isimli bir psikiyatr yukarıdaki olaylardan esinlenerek bu ismi koymuştur.

Olay anında soyguncunun rehin aldığı kadınlar soyguncuları savunmakla kalmadı bir tanesi nişanlısını terk edip soyguncuyla evlendi.

Bu sendromu ortaya çıkaran en temel nedenin hayatta kalma içgüdüsü olduğu söylenir. Dünyayla alakası tamamen kesilen kurban ihtiyaçları için kendisine saldıran kişiye bağımlı kalır ve saldıran kişinin yaptığı yardım kurbana çok büyük görünür. Zaman uzadıkça da kurban saldırganla empati yapmaya, yani olayları onun penceresinden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar.

Bir süre sonra kurban kendisini rehine alan kişinin şiddet eğilimini tamamen göz ardı eder ve içinde bulunduğu tehlikeyi reddeder.

Stockholm Sendromu Daha Çok Hangi Durumlarda Görülüyor?

Yukarıdaki olayda da görüldüğü üzere rehin alma, kaçırılma durumu.

Tecavüz, ensest veya cinsel tacize uğrayan çocuklarda. (İstismar edilen çocuktan ebeveynine karşı.)

Savaş esirlerinde ve toplama kamplarında yaşamak durumunda kalan kişilerde.

Birileri tarafından pazarlanan hayat kadınlarında.

Aile içinde şiddete maruz kalan kişilerde. (Şiddete maruz kalan eşten, şiddet uygulayan eşine karşı)

Çok yoğun dini ya da siyasi baskı uygulanması gibi durumlarda. (Lider ve takipçileri arasında.)

Uzun süreli hapis hayatı yaşayanlarda tutuklu ve gardiyan arasında.

Tedavisi: Bu hastalığın tedavisi psikoterapidir.

Kötü muamele yapan kişinin davranışlarıyla ilgili farkındalık oluşturma gayretleri de tedavisi arasında sayılabilir.

Stockholm sendromu Türkiye’de ve dünyada birçok filme de konu olmuştur.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.