moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

The Collector (Korkunç Koleksiyoncu) 1965

2 481

Az önce, uzun bir aradan sonra bir kere daha seyrettim The Collector (Korkunç Koleksiyoncu) filmini ve bir kere daha beğendim. Freddie Clegg rolü Terence Stamp, Miranda Grey rolü Samantha Eggar tarafından canlandırılmış ve ikisi de iyi bir oyunculuk sergiliyorlar fakat  Stamp muhteşem oynuyor. Hizmetinde olduğu leydiye çay kahve servisi yapan bir Sebastian’dan tehdit edici, güçlü, korkunç bir adama öyle bir dönüşmesi var ki anlatılmaz.

Başka da kimse yok gibi bir şey zaten, bu ikilinin dışındaki en uzun rol Freddie’nin komşusu olan albay karakterine ait, o da bir kere ve ancak 8 – 10 dakika kadar görünüyor 1 saat 59 dakikalık filmde.

Baştan söyleyeyim, aksiyon filmlerini seviyorsanız bu büyük kısmı tek mekanda geçen psikolojik gerilim ve dram tarzındaki film size göre olmayabilir.

Filmin konusu şöyle:

İçine kapanık, dikkat çekmeyen, biraz tuhaf karakterli bir banka memuru olan Freddie, piyangodan oldukça yüklü bir ikramiye kazanır. Kelebek koleksiyonculuğu da yapan genç adam bir gün bu amaçla kırlık, bakir bir bölgede dolaşırken satılık eski bir ev görür ve onu satın almaya karar verir. Filmin başında, bu evde onun ilgisini çeken şeylerden birinin de içinde ayrıca bir kapısı daha olan bir mahzen olduğunu görürüz.

Freddie bir doktorun kızı olan ve sanat eğitimi gören Miranda’ya yıllardır aşıktır. Etrafında dolaşmasına rağmen hiçbir zaman genç kızın dikkatini çekmemiştir. Aldığı evin mahzenine neden o kadar hayran olduğunun anlaşılması uzun sürmez. Bir süre sonra Miranda’yı kaçırır ve onu mahzene kapatır. Ortamı da güzel bir genç kız odası gibi dekore etmiştir bu arada. Fırfırlı abajurlar, makyaj masası, gardırop, kıyafetler falan.

Kloroformla bayıltılmış olan Miranda kendine geldiğinde büyük bir korku duyar tabiatıyla ama Freddie ona şiddet uygulamak, tecavüz etmek veya oracıkta boğazlamak gibi niyetler beslememektedir. Genç kıza, sadece kendisini tanımasını istediğini söyler. Belki zamanla onu sevebilecektir, öyle değil mi? Bu şartlarda değil tabii ama kime anlatıyorsun, adam normal değil ki. Neyse, devam edeyim:

İki genç bir anlaşma yaparlar. Miranda 4 hafta orada kalacak, bu süre içinde genç adama arkadaşça davranacak, onunla muhabbet edecek, kaçmaya çalışmayacak ve süre dolduğunda salıverilecektir.

 

 

 

 

 

Genç kız bu süreç içinde birkaç kere kaçma girişiminde bulunur ama başarılı olamaz. Bir yandan da Freddie’ye karşı elinden geldiği kadar iyi davranmaya çalışmakta fakat bazen ne yapsa yaranamamaktadır. Böyle böyle, Miranda’nın özgürlüğüne kavuşacağı gün gelir.

The Collector (Korkunç Koleksiyoncu) birtakım incelikli anlatımlar barındıran bir film. Freddie Miranda’ya kelebeklerine davrandığı gibi davranıyor mesela. Onu da kelebek avlar gibi avlıyor ve tıpkı onları kapattığı gibi bir odaya kapatıyor. Kelebekleri gibi onun için de, içinde sergileneceği mükemmel bir dekor yaratıyor. Fakat kıza onlara verdiğinin yarısı kadar bile değer vermiyor aslında. Kızın durumu da farklı değil; başına vurup da kanlar içindeki yüzünü gördüğünde birinin canını almış olma fikriyle şoka giriyor, bir de, ona bir şey olursa mahzenden kurtulmasının tamamen imkansız hale geleceğinden korkuyor.

Kelebek toplamanın Freddie’ye nasıl bir güç verdiğini de görüyoruz filmde:  Sabırla bekleme, beklenmedik bir anda harekete geçme ve çevresine uyum sağlama yeteneği var bu adamın. Kelebek cesetlerini ürkütücü spiral şekillere sokarak ustalıkla düzenlemekten büyük bir zevk alıyor.

 

 

 

 

 

Bir kelebeğin ortalama yaşam süresi bir aydır. Genç adam, başlangıçta daha fazlasını teklif etse de sonunda  Miranda’yla 4 haftalık bir anlaşma yapıyor. Genç kız onun en yeni “Örneği” oluyor ama kelebeklerden farklı olarak konuşabilen, zeki, eğitimli, Freddie’yi incitme kapasitesi olan bir örnek o.

İkisinin arasındaki güç dengesini değiştiren başka şeyler de var. Miranda güzel, eğitim almış, dikkat çeken, arkadaşları olan bir genç kız ve bunlar Freddie’nin kendisine yönelik bir hakaret gibi algıladığı özellikler. Prestijli bir sanat okulunda eğitim alan Miranda bunun için çok çalışmış, burs kazanmış ve ikisinin de büyüdükleri kasabadan ayrılarak Londra’ya gelmiş. O zengin bir ailenin kızı değil, Freddie ise artık zengin bir insan ama bu iç yapısındaki anormallikler, kompleksler üzerinde bir farklılık yaratmamış. Varlıklı olmaktan gelen bir rahatlık, bir güven yok üstünde – daha doğrusu var da, sadece kendi yarattığı bu ortamda var.

Aralarındaki ilişki, 1960’ların İngiltere’sinde orta sınıfla işçi sınıfı arasındaki kültürel çatışmayı da anlatıyor. Miranda ekonomik patlamanın, o zamanların kültürel değişimlerinin ve gelişen sanatın tadını çıkaran gençleri temsil ediyor. Freddie ise onların arasına giremeyen, girse bile adam yerine koyulmayan birini.

 

 

 

 

 

Sanatla ilgili bir konuda tartışıyorlar mesela, uzlaşmaları mümkün değil. Aslında, bulundukları konumlarda, bir araya gelmeleri de imkansız ama genç adam bunu bu şekilde mümkün kılıyor. Ancak bu şekilde mümkün kılabiliyor, aslında. Yoksa, yaşadıkları kasabada, otobüste kızın yanında oturduğu bile olmuş. Ama hiç fark edilmemiş.

Filmin çoğu aynı mekanda geçen sahneleri etkiliyor insanı. Genç adamın kafa karışıklıklarını, birinci bir sınıf bir centilmenden kaba ve ürkütücü birine dönüşüvermesini, kızın bir gün buradan kurtulacağına dair umutlarını ve bunun olabilmesi için çırpınmasını, başaramadığı zaman nasıl daralıp paniklediğini, nasıl telaşla durumu düzeltmeye çalıştığını izlerken etkileniyorsunuz.

Fakat, Freddie’nin nelerin sonucunda böyle bir sosyopata dönüştüğüne dair bir şey öğrenemiyoruz. Bu konuda çok az şey var, sadece bankadaki diğer çalışanların onun kelebek tutkusuyla dalga geçtiği sahne galiba. Böyle biri olmasının sebeplerini biraz daha anlasaydık iyiydi. Sonucu gayet açık bir şekilde görüyoruz, fakat sebebi değil.

Bu arada, film John Fowles tarafından yazılan aynı adlı kitaptan uyarlanmış ve benim bu kitabı bulup okumam lazım.

Filmin yönetmeni William Wyler. Kısacık bir süre için gördüğümüz diğer karakterler Mona Washbourne ve Maurice Dallimore tarafından canlandırılıyor.

2 Yorumlar
  1. Kenar Yazarı

    Filmin konusu hoşuma gitti. Akşam bu filmi izlemek için zaman bulmaya çalışacağım. Filmin kategorisi ve konusu bende merak uyandırdı. Mutlaka izlemeliyim 😊

    1. Hilal Uslu

      Eski filmler arasında çok güzel şeyler var, bu da benim beğendiklerim arasında. Ziyaretiniz için teşekkürler.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.