moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

The Constant Gardener (Arka Bahçe) 2005

0 125

Dün gece geç saatlerde bileklik yapmak üzere boncuklarımı hazırladım, kanepeye kuruldum ve The Constant Gardener (Arka Bahçe) 2005 filmini izlemeye başladım. Kısa bir süre izleyebildim ama, gündüz çok yazı yazmıştım, baya takı da yapmıştım, gözlerim çok yorgundu. Güzel bir uyku çektikten sonra, filme bu sabah devam ettim. Çok da beğendim. İzlemediyseniz mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Aksiyon ararsanız yok, bir politik gerilim filmi bu. Ama ilaç tekelleri konusu ilginizi çekiyorsa ki benimkini çekiyor ve Afrika’nın etkileyici, iç burkucu gerçekleri hakkında bir şeyler öğrenmek isterseniz mutlaka seyredin derim. Etkileneceksiniz.

Tessa ile Arnold’ın cesur mücadelesini takdir edecek, büyük ilaç şirketlerinin korkunç hırsları hakkında bir şeyler öğrenecek, bazı diplomat tiplerinden tiksineceksiniz.

Gücü elinde tutanların dünyanın yoksul ve çaresiz insanlarına yapabilecekleri şeyler hakkında daha çok şey öğreneceksiniz. Bazen bu cız ettirecek içinizi, bazen de Justin’in Tessa’ya duyduğu özlem. (“Tessa benim evimdi.” diyor kendisi.)

Adamın çaresizliği de içinizi burkacak. Hayat hakkında bilmediği şeyler öğreniyor çünkü ve olan bitenlere engel olamamanın acısını çekmeye başlıyor. Aslında, daha önce bunları fark etmemiş olmasının acısını da.

Romantizm, gizem ve sosyal gerçekçilik temalarını da işleyen film, John le Carre’in çok satan romanına dayanılarak çekilmiş.  Konusu şöyle: İngiliz diplomat Justin Quayle ile evlenerek Nairobi’ye giden sosyal aktivist Tessa, bir süre sonra Kenya’nın kuzeyinde öldürülmüş olarak bulunur. Çok yakın arkadaşı olan ve onunla beraber ölümüyle sonuçlanan yolculuğa çıkan siyahi doktor Arnold Bluhm da  ortadan kaybolmuştur.

O zamana kadar sıradan, sakin ve toplumsal kuralları sorgulamayan bir memur olan Justin, meslektaşlarının beklediği gibi bağrına taş basıp bir köşede matemini tutmak yerine bu cinayeti çözmek için harekete geçer. Bu süreçte, Tessa ile Arnold’ın ölümcül yan etkileri olan bir tüberküloz ilacını çaresiz Afrikalıların üzerinde test eden çok uluslu bir ilaç şirketi hakkında bir rapor hazırladıklarını öğrenir.

İkisi arasında bir aşk ilişkisi olduğundan kuşkulanan ama böyle bir şey olmadığını anlayan Justin, çok tehlikeli bir yolculuğa çıkmıştır. Her gün, hem o zamana kadar arka bahçesi olarak gördüğü Afrika’da dönen korkunç olaylar, hem de karısı ve onun kendisine karşı olan duyguları hakkında daha çok şey öğrenir. Başladığı işi bitirmeye kararlıdır ama artık kendi hayatı da tehdit altındadır.

The Constant Gardener (Arka Bahçe) filminde Tessa Quayle karakterini Rachel Weisz, Justin Quayle karakterini ise Ralph Fiennes canlandırıyorlar. Doktor Arnold Bluhm’u Hubert Kounde oynuyor. Filmin yönetmen koltuğunda Fernando Meirelles oturuyor.

Oyuncu listesindeki diğer bazı isimleri de yazayım: Danny Huston (Sandy Woodrow), Daniele Harford (Miriam), Bill Nighy (Sir Bernard Pellegrin), Donald Sumpter (Tim Donohue), Archie Panjabi (Ghita Pearson).

The Constant Gardener Film Yorumları

1.Bu film hakkındaki övgülerin çoğu yönetmen Fernando Meirelles’e gitmeli. Yakın çekimler, mekan çekimleri, filmim kurgusu ve lenslerin kullanımı göz kamaştırıcıydı. Panoramik Afrika manzaraları nefes kesici iken, şehirdeki sahnelerde yakın çekimlere keskin bir biçimde yaklaşmayı tercih etmiş. Elle idare edilen kameralarla art arda çekilen görüntüler dramatik gerginliğe eklendi ve yoksullukla ve hastalıklarla başa çıkma gerekliliğinin aciliyetini vurguladı.

Filmin romantik kısmı Ralph Fiennes (Justin) ve Rachel Weisz (Tessa) tarafından desteklendi. Tessa’nın Justin’in yaptığı politik bir konuşmayı eleştirdiği ilk sahnede, sakin ve pasif bir adamla ateşli ve aktif bir kadın arasındaki bağlantı zekice kuruldu.

Gerilim ve toplumsal gerçekçiliğin ayrılmaz bir biçimde birbirlerine bağlı olduğu filmin bir noktasında Justin, ilaç endüstrisi ile silah endüstrisi arasında pek bir fark olmadığını anlamak durumunda kaldı.

Bu filmin bize, sadece kendi bahçelerimize bakmak yerine, bu erkekle kadının yolundan gidip başkalarına yardım etmek için nasıl çalışabileceğimizi göstermeye çalıştığını düşünüyorum.

2.Fiennes, Oscara aday gösterildiği filmler The English Patient (İngiliz Hasta) ve Schindler’s List (Schindler’in Listesi) olsa da, şimdiye kadarki en insancıl ve en çekici performansını Arka Bahçe (2005) filminde sergiliyor. Rachel Weisz de kariyerinin performansını gösteriyor. Karakteri ölümünden sonra daha da ilgi çekici hale geliyor ve sırlarını usta işi, tempolu geri dönüşlerle öğreniyoruz.

Film, birçok farklı seviyede çalışarak, izleyiciyi gerçekten ödüllendiriyor. Şaşırtıcı yönlerinden biri, politik söylemin ve daha sonra gelen gerilim unsurlarının zamansız bir romantizme sarılmış olarak sunuluyor olmasıdır. Fiennes’in yolculuğuna katılıyoruz ve onunla karısı arasındaki aşk hikayesini yeniden keşfediyoruz.

Meirelles bu filmiyle bize, insanların ve yerlerin şok edici güzelliğini ve sefil hallerini aynı zamanda sergilemek isteyen gerçek bir sanatçı olduğunu gösteriyor. Ayrıca, insanların dünyanın dört bir yanındaki diğer insanlara korkunç şeyler yaptıklarını belirten bir mesaj iletiyor.

Bir savaşa veya büyük bir küresel adaletsizliğe engel olamayabiliriz, ancak, bir seferde bir kişiye yardım edecek güce sahibiz. Bu cesur film bize bu güzel mesajı veriyor.

3.Rachel Weisz’in ve Ralph Fiennes’in Oscara layık performansları ile, doğru mesajlar veren iyi bir politik gerilim. İzleyiciye büyük işletmelerin korkuları ve hedeflerine ulaşmak için fakirleri nasıl kullandıkları konusunda bilgi veren bir film. Bir kendini keşfetme, sevgi ve adalet yolculuğuyla ilgili bir başyapıt.

Fiennes bizi hem bu heyecan verici yolculuğun, hem de kendi ruhunun merkezine götürüyor. Weisz, yürekliliği ve dürüstlüğü ile filme inanmanızı sağlıyor.

Bu, yılın en iyi filmlerinden biridir ve dünyada adalet diye bir şey varsa Oscar alması gerekir.

4.Aklınızdan çıkmayacak güzel ve büyüleyici bir film. Weisz ve Fiennes’in üstün performanslarıyla saygınlık, güzellik ve asalet kazanan bir yapım.

Weisz, Afrika’daki bir köyün fakir yerlilerine uygulanan yasa dışı uygulamaların farkına varılmasını sağlamaya çalışan insan hakları aktivisti Tessa’yı mükemmel bir şekilde canlandırıyor. Kararlı ve belirleyici oyunculuğuyla karakterini bir klişe olmaktan çıkarıyor, daha gerçek kılıyor.

Fiennes, onun ölmesinden sonra çıktığı yolda karısının gerçekte ne kadar harika biri olduğunu ve onunla birlikte yaşadığı süre boyunca neleri kaçırdığını anlamaya başlayan yaslı koca Justin’i çok iyi oynuyor. Her ikisi de şahane performansları ile Oscarı hak ediyorlar. Yönetmen de çok iyi bir iş çıkarmış. Eller havaya, bu, yılın en iyi filmi!

5.Meirelles, Weisz ve Fiennes modern bir politik şaheser yaratmışlar. Rachel Weisz ve Ralph Fiennes filmde kariyerlerinin en iyi performansını gösteriyorlar ki, yaptıkları kötü filmlerde bile iyi oynadıklarını hatırlarsanız, bu büyük bir iltifattır. Yönetmenin ve 2 oyuncunun, bu filmdeki muhteşem çabalarından ötürü mutlaka ödüllendirilmeleri gerekir.

6.Güçlü, etkili, orijinal bir aşk hikayesi ve tadını gerçeklikten yola çıkan ilgi çekici bir dram. Görsel olarak zekice tasarlanmış olan filmin en iyi yönü cinayetin gizemidir. Tessa gerçekten Justin’e aşık mıdır, yoksa bir ilişkisi mi vardır? Gerçekte neyin peşindedir?

Zengin – fakir çatışmasını ve dünyanın derinden yozlaştığını güçlü bir aşk hikayesinin paralelinde anlatan bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

7.Harika bir film. Seyircilerden ve eleştirmenlerden aldığı olumlu eleştirilerin tümünü hak ediyor. Hikaye oldukça ürkütücü, sinematografi müthiş. Sizi düşündürecek bir film arıyorsanız, o film budur.

8.Güçlü ve unutulmaz bir hikaye. Filmi izledikten sonra görüntüler ve duygular bir süre yanınızda geziyor. Justin ve Tessa arasındaki ilişki çok gerçek ve dokunaklı bir şekilde anlatılıyor. İki oyuncu arasındaki kimya inanılmaz. Sinemanın en gerçek, en samimi çiftlerinden birini izleyeceksiniz, uyumları mükemmel. Fiennes’in performansı unutulmaz. Sadece yüz ifadeleriyle, pek çok şey anlatıyor. Müzik, onun keşif yolculuğunu mükemmel bir şekilde tamamlıyor.

Film sizi yavaşça içine çekiyor. Yoksulluğu görmeniz için meydan okuyor ve sizi kendi rahatlığınızla yüzleşmeye zorluyor. Meirelles sanki aynayı izleyiciye çevirip “Dünyada neler olduğunu görüyor musun? Bu konuda neler yapacaksın?” diye soruyor. Çok güçlü ve hareketli bir hikaye, mutlaka izlemelisiniz.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.