moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

The Favourite (Sarayın Gözdesi) 2018

6 126

Yunan asıllı Yorgos Lanthimos son yıllarda birçok sinemaseverin ilgisini çeken yönetmenler arasında yer alıyor. Son filmi olan The Favourite (Sarayın Gözdesi) 18. yüzyılın başlarında, İngiltere’de geçiyor. Filmi birkaç gün önce izledim ve başta Kraliçe Anne rolünün hakkını vermek için 16 kilo almış olan Olivia Colman olmak üzere, baş rollerdeki üç kadın karakterin gerçekten iyi bir performans gösterdiklerini söyleyebilirim. Colman bir başka ama. Kendini neredeyse tamamen bırakmış problemli kraliçe rolünde harikalar yaratmış.

Filmin hikayesi şöyle: Fransa ile savaş halinde olan İngiltere, görünüşte Kraline Anne’in idaresindedir. Fakat kraliçe birçok sorunu olan bir kadındır, hatta bir sorunlar yumağı da olduğunu söyleyebiliriz kendisinin. Ülke yönetiminde asıl söz sahibi olan kişi onun danışmanı, sırdaşı ve sevgilisi olan başka bir kadındır: Akıllı ve son derecede hırslı bir kadın olan Malborough Düşesi Lady Sarah Churchill.

Ancak, kuzeni Abigail’in çalışmak amacıyla saraya gelmesi Sarah’ın tahtını sallamaya başlayacaktır. Aristokrat bir aileden gelen Abigail zor durumdadır ve kuzeninden yardım ister. Fakat sıradan bir hizmetçi olarak kalmak niyetinde değildir. O, yaptığı akıllıca hamlelerle kraliçenin gözüne girmeye başlayınca kuzeniyle arasındaki rekabet de sertleşmeye başlar.

The Favourite (Sarayın Gözdesi) 2018 hakkında kimseye “Aman kaçırma, mutlaka izle” falan demeyeceğim bir film. Ki ben çok seçici bir izleyici değilimdir yani. Ama insana verdiği hiçbir şey, hiçbir duygu veya bilgi yok. Heyecan, şaşkınlık, hüzün, neşe, ne bileyim, hiçbir şey hissetmeden seyrettim.

Lady Sarah’ı Rachel Weisz, Abigail’i Emma Stone canlandırıyor. Birkaç oyuncu daha sayayım: Emma Delves, Faye Daveney, Paul Swaine, Jennifer White, Lilly – Rose Stevens, Denise Mack.

Film Hakkındaki Bazı Eleştiriler:

*Kraliçe Anne filmde eğlenceli bir merkez figürü oluşturuyor; hem her türlü politik olay onun etrafında dönüyor ve istediğini yapabiliyor, hem de bir kukla gibi görünüyor ve kolayca etkileniyor. Filmin kalbini Sarah’la Abigail arasındaki rekabet oluşturuyor. Oldukça zeki ve siyasi oyunlar konusunda bilgili bir kadın olan Sarah, kraliçenin en yakın danışmanı. Abigail ise, aslında yükselmenin yolunun namuslu ve sadık davranmaktan geçtiğine inanmakla beraber, çevresinde dönen politik oyunların ve Sarah’ın acımasızlığının etkisiyle ters yönde davranmaya başlıyor.

Senaryonun olağanüstü ve karakterlerin de son derecede tutarlı olduğunu düşünüyorum. Ördek yarışları gibi saçma sapan olaylardan komik diyaloglara kadar birçok yerde gördüğümüz mizah, gerçekten etkisini gösteriyor. Bu, gerçekte, politik olaylar ve iktidar savaşları arasında, üç kadının ve özellikle de Abigail’in bu ortamdaki gelişimini ve giderek daha acımasız birine dönüşmesini anlatan eğlenceli bir karakter draması.

*The Favourite (2018) diyalogların duygusal ve monoton sunumuyla Lanthimos’un İstakoz (2015) ve Kutsal Geyiğin Ölümü (2017) filmlerine göre geride kalıyor, fakat görünüşte, ondan beklediğiniz her şeyi içeriyor: Karanlık ve saçma mizah, gerçeküstücülük, karakterlerin duygusal izolasyonu, dış dünyadakilerden farklı kuralları olan bağımsız ve kapalı bir ortamda, her biri küçük bir evren olan karakterlerin kullanımı, bir merkezin çevresinde değişen güç ilişkileri ve kafa karıştırıcı bir son.

Bu, ne ahlaki olarak aydınlatıcı, ne de tarihsel olarak saygılı bir film. İzleyiciye insanoğlunun temel dürtülerinin kasvetli bir değerlendirmesini sunuyor. Karakterler bir psikolojik zorbalık, bencillik, iktidara açlık, cinsel zulüm, narsisizm ve açgözlülük ortamında yaşıyorlar.

Lanthimos’dan bekleneceği gibi, estetik açıdan kusursuz bir yapım bu. Kompozisyonların çoğu büyük bir titizlikle oluşturulmuş. Sandy Powell tarafından hazırlanan kostümlerin tasarımı tarihsel olarak yanlış, fakat belirli anlarda, karakterlerin durumuyla ilgili olarak, sahnenin tasarımını doğrudan etkiliyor.

Görüntü yönetmeni Robbie Ryan’ın belki de en etkileyici numarası, odalardan, merdivenlerden ve koridorlardan başka odaları gözetleyen karakterlere rağmen, filmin hiçbir yerinde sabit kamera kullanmaması. Normal bir objektife göre çok daha fazla ortam gösterirken, karakterlerin çevresindeki boşlukları tahrip eden ve arka plandaki görsel detaylarda kayboldukları hissini yaratan 6 mm’lik balık gözü lensleri de kullanmış.

Oyunculuk açısından, kelimeler Colman’ın ne kadar iyi olduğunu ifade etmek için yetersiz kalıyor. Karakteri tamamen yaşadığında, hem kaçınılmaz trajik olayları, hem de gerçeği kabul etmeyi reddeden bir çocuk olduğu hissini uyandırıyor. Utanç verici bir şey yaptıktan sadece birkaç dakika sonra kendisiyle empati yapmanızı sağlayabiliyor.

Kraliçe Anne karakteri kolayca abartılı bir kötü insan figürüne veya acınacak haldeki birine dönüştürülebilecek iken, Colman, film boyunca birinden diğerine geçiş yaparak tam anlamıyla ortayı buluyor. Evet, dehşet verici tavırları var ve korkunç bir insan olabilir, ama aynı zamanda çok da yalnız. Trajik olaylar yaşamış, 17 çocuğunu kaybetmiş ve sağlığı her yönden bozulmuş. Çok saf bir tarafı da var, zaman zaman Sarah ve Abigail tarafından fena halde manipüle edilebiliyor. Colman, kraliçe karakterinin çelişkili yüzlerinden birini küçümsemeye çalışmak yerine, onun insani yönlerini aydınlatma yoluna gidiyor. Gerçekten de son zamanların en iyi oyunculuk performanslarından biri bu.

Cinsiyet politikasının dinamiğinin filmin en göze çarpan teması olduğunu söyleyebiliriz. Hala kayda değer sayılabilecek kadar nadir gördüğümüz bir şekilde, film, üç aktris tarafından yönlendiriliyor ve erkekler önemsiz, varoluşsal salaklar olarak tasvir ediliyor. Filmin genelinde, saçma perukları ve abartılı makyajlarıyla, sadece kadınları destekleme işlevini görüyorlar. Bununla birlikte, filme bu açıdan bakıldığında özellikle ilginç olan şey, kadın dünyasının bir ütopyadan başka bir şey olmadığını vurgulamasıdır. Evet, kadınlar erkeklerin toksik özelliklerinin ve bakışlarının dışında bir hayat yaşıyorlar ancak diğer açılardan, ataerkillik ve anaerkillik arasında pek bir fark yok gibi görünüyor. Bu kadınlar etraflarındaki erkeklerden daha zekiler, ama daha az açgözlü veya zalim değiller.

*Bu filmin güçlerinin zirvesindeki üç aktrisin kurtardığı, gereğinden en az yarım saat daha uzun tutulmuş, iddialı bir saçmalık olduğunu düşünüyorum.

*İki saat süren bir çirkinlik. Konu yok, hikaye yok. Kendinize büyük bir iyilik yapmak isterseniz bu filmi izleme fikrinden vazgeçin.

*Yanıltıcı reklamlar ve çok sayıda Oscar adaylığı yüzünden, filmle ilgili beklentilerim çok fazlaydı ama hiç birine ulaşamadım. Bütün karakterlerin kusurlu olduğunu ve korkunç şeyler yaptıklarını biliyoruz ama bunları neden yaptıklarını, hangi yaşam tecrübeleri yüzünden böyle davrandıklarını bilmiyoruz – tıpkı Lanthimos’un diğer filmlerinde yer alan karakterler gibi.

Üretimi, kostüm tasarımı ve sanat yönetmenliği göz önüne alındığında çok pahalıya mal olan bir film bu – bir bütçe israfı.

*Daha iyisini bekliyordum. Üç esas kadına ve hikayenin genel fikrine inanıyorum. Kostümler ve setler harika görünüyordu. Ancak hikayenin anlatılış tarzı çoğu zaman baştan sona sıkıcı, kafa karıştırıcı veya aptalca bir şekilde gösterişli idi.

*Film, güçlü kadrosuyla umut vaat ediyordu ama berbattı. İzleyerek 2 saatimi çöpe attığımı düşünüyorum.

 

6 Yorumlar
  1. duvartakvimi

    benim de beklentim yüksekti…hayalkırıklığına uğradım şimdi…ama emma stone çok beğeniyorum …onun hatırına birara izlesem fena olmaz sanki..ayrıntılı yorum süperdi…

    1. Hilal Uslu

      Teşekkürler. Oyunculuklar, kıyafetler ve eski bir dönemin havasını görmek için izlenebilir zaten. Ama konusunda bir cazibe, bir orijinallik falan yok.

  2. Duo Diyet

    Kostüm ve görsellik analmında iyi ama beklentileri karşılamıyor. Bu konuda aynı görüşteyiz. Teşekkürler paylaştığın için.

    1. Hilal Uslu

      Ben teşekkür ederim ziyaretin için, lütfen yine gel.

  3. Derya

    Bazi yerlerde asiri övmüşler dedigin gibi. Artik herşeyden reklam mi ş7phesi duyar olduk. Vakit geçirmelik fena olmuyor bu tarz filmler abartılı reklamlara gerek yok.

    1. Hilal Uslu

      Öyle çok iyi bir film değil bence. Ama insan film izlemeyi seviyorsa ki ben severim, iyisine de, kötüsüne de denk geliyor doğal olarak. İzlemeye devam. = )

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.