moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

The Tenant / Le Locataire (Kiracı) 1976

2 435

Son derecede sinir bozucu bir film The Tenant (Kiracı), bu kadar güzel sinir bozan bir film yapabilmek büyük bir ustalık ister diye düşündüm izledikten sonra. Çok sayıda ve çok çeşitli gerilim filmleri izlemiş biri olarak gerilim filmlerinin epeyce bir kısmının tırt olduğunu söyleyebilirim, böyle bir şeyin yanında, onlar hatta, film değil. Bunun Polanski filmleri arasında en iyisi olduğunu yazan kaynaklar gördüm, böyle bir kıyaslama yapacak kadar çok filmini izlemedim ama bu filmi şahane.

Böyle bir filmi sıkıcı bulanlar da olacaktır sanırım. Aksiyon, vurdu kırdı, öyle şeylerle alakası yok. Bu filmde insanı geren, hatta bazen tüylerini diken diken eden, heyecanlandıran şeyler bambaşka.

Filmin yönetmeni de, baş karakteri de Roman Polanski ve rolünü çok etkileyici bir şekilde oynuyor. Bu kadar nazik, uyumlu, ince düşünceli, dışa dönük, güler yüzlü bir adamın öyle perişan edilmesi fenalık geçirmeme sebep oldu diyebilirim; olaylar ve insanlar neye dönüştürdüler adamı, çok sinir oldum. Yoksa onda mı böyle bir dönüşme potansiyeli vardı, bir de o var.

Dram ve psikolojik gerilim tarzındaki filmin hikayesi şöyle: Kendi halinde bir memur olan Polonya asıllı Fransız vatandaşı Trelkovsky, eski ve biraz da tuhaf bir yapıdaki eşyalı bir daireyi kiralar. Tuvaleti bile olmayan bu dairenin önceki kiracısı olan genç kadın kendini pencereden atmıştır ve hastanede yatmaktadır. Trelskovsky ona bir nezaket ziyareti yapar. Ağır yaralanmış olan kadın sargılar içinde yatmaktadır. Genç adam burada onun arkadaşı olan Stella ile de tanışır.

Trelskovsky daireye taşındıktan sonra tuhaf, sinir bozucu şeyler yaşamaya başlar. Apartman sakinleri durmadan bir şeylerden şikayet eden garip, burnu havada ve nalet insanlardır; yeni dairesinde arkadaşlarıyla eğlendiği geceyi zehir ederler mesela. Binanın karşısındaki kafeye gittiğinde ona intihar eden kiracının içtiği sigara ve kahvaltı için tercih ettiği şeyler önerilir. Zamanla onun oturduğu yerde oturmaya, içtiği sigarayı içmeye başlar.

Çevresindeki rahatsız edici, mendebur insanlara hak ettiklerinden daha fazla nezaket gösteren bir adamdır bu genç memur. Onlara hoş görünmek için giderek daha uyumlu olmaya çalışır, bunun için o kadar gayret gösterir ki ona da sinir olursunuz. Bu biraz yapısıyla ilgili bir şey sanırım. Biraz da, onların davranışları yüzünden kendini uzun zamandır yaşadığı, vatandaşı olduğu bir ülkede yabancı gibi, pek onaylanmayan biri gibi görmeye başlar. Dairesinin penceresinden tam karşıdaki ortak tuvalete baktığı zamanlarda orada nedense hep ayakta dikilen insanlar görür. Bu süreçte, Stella ile de yakınlaşmaya başlamıştır.

Garip, ürkütücü, tedirgin edici olaylar birbirini izler ve gayet normal biri olan veya görünen Trelskovsky yavaş yavaş sıyırmaya başlar. Siz de izleyici olarak onun başına gelen her şeyin gerçekten olup olmadığından kuşkulanmaya başlarsınız – benim için öyle oldu. Trelskovsky, yavaş yavaş ve görünümü de dahil her yönden, eski kiracıya dönüşmeye başlamıştır. Arada bir delirmekte – delirtilmekte olduğuna uyanacak gibi olur ama bu kısa sürer, kapıldığı paranoyayı bir türlü durduramamaktadır.

Filmin sonu yaklaşırken Stella’nın evine gidip orada kalma talebinde bulunduğunda son bir ümitlenirsiniz, kurtulacak gibi gelir ama böyle olmaz. Filmin ilk sahnelerindeki nazik, hassas, güleç memur korkunç bir sona doğru yürümektedir maalesef. Yürümese iyiydi, içim gitti yemin ederim.

The Tenant (Kiracı) filminde kiracıyı Polanski canlandırıyor. Diğer bazı oyuncuları da sıralayayım: Isabella Adjani (Stella), Melvyn Douglas (Monsieur Zy), Jo Van Fleet (Madame Dioz), Bernard Fresson (Scope), Lila Kedrova (Madame Gaderian) ve Rufus (Georges Badar).

Bu filmi izlemediyseniz izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Kaliteli bir film, etkileyici, düşündürücü, sinir bozucu ve merak uyandıran bir film. Hayallerinizi yıkıyor o ayrı. (O adama da bu yapılır mı canım? Ama işte, ne kadarını başkaları yapıyor, ne kadarı kendi ruh yapısında bir sıyırma eğilimi olduğu için, çevresindekiler, o yaptıklarının hepsini hakkaten yapıyorlar mı, bir kasıt var mı, kiracı onların davranışlarını abartıyor mu, aşırı mı etkileniyor; tam bilemiyor insan. Diğerlerinin nasıl bu kadar kötü niyetli, hatta saf  kötülüğün biçimlenmiş hali gibi olduğunu ve adamdan ne istediklerini anlamakta zorluk çekiyor. Kafası karışıyor.)

İşte IMDB’den birkaç yorum:

*Polanski kameranın arkasında benzersiz ise, önünde de dikkat çekicidir. Bu filmde, oldukça düzenli bir hayatı olan sıradan bir insanın büyük bir karanlığa doğru nasıl çekildiğini çok iyi anlatmış. Dünyadaki bütün filmseverlerin izlemesi gereken bir film bu.

*Roman Polanski, kameranın önünde ve arkasında en rahatsız edici baş yapıtlarından birini yarattı. Daireyi ve önceki kiracıyı çevreleyen gizem yeni kiracıyı, doğal olarak da bizi yavaş yavaş ele geçiriyor.

*Yavaşça yükselen ve amansız bir psikolojik terör içeren, inanılmaz derecede gergin ve yoğun bir şekilde klotrofobik bir film bu. Ancak bu yapım, deliliğin başlangıcı hakkında, onu deneyimleyen bir insanın üzerinden yapılan basit bir incelemeden daha fazlasıdır. Yalnızlık teması ve amaçsız küçük varoluş duygusu, bu mükemmel çalışmanın gerçek zeminini oluşturuyor.

*Trelskovsky’nin karanlığa inmesi, Polanski tarafından kusursuz biçimde resmedilmiştir. Genç memur, tuhaf insanlardan oluşan bir koleksiyonun yaşadığı bu çılgın alt dünyaya kendini kaptırıyor ve neredeyse bir bitki gibi yaşamaya başlıyor. Binada yaşayan diğer insanlara hayat veren oyuncular da çok başarılı. (Gerçekten öyle, önce hepsini birer birer, sonra hepsini bir arada boğazlamak istiyor insan.)

*Klostrofobik ortamlar yaratmak Polanski’nin en iyi yaptığı şeydir. Bu filmde yan duvarlara ve uzak ufuk noktalarına her zamankinden daha çok vurgu yapıyor ve hatta az sayıdaki dış sahnelerde bile gökyüzü nadiren görülüyor. Bir karakterin içselleştirilmesini ve yalnızlığını bundan daha iyi anlatan bir film düşünemiyorum.

*İnsanlar bunları Trelskovski’yi öldürmek için mi yaptı? Ya da belki sadece kızdırmak? Arada fark var mı? Bunu kendiniz bulun.

*Le Locataire eşit miktarda gerilim ve ileri derecede paranoya ile işlenmiş birinci sınıf bir gerilim filmidir.

*Kafkaesk bir yabancılaşmayı ve paranoyayı gerilimli bir şekilde anlatan son derecede iyi bir film. Polanski, taşındığı yere ve civardaki konaklama yerlerine uyum sağlamak için büyük bir çaba sarf eden birinin zorlama ve içe dönük davranışlarını çok iyi canlandırıyor.

*İmalarla dolu olan bu filmi anlamak için dikkatle izlemeniz gerekir. Basit seviyedeki korkutucu eylemleri veya insanların kanlar içinde kıvrandığı sahneleri seven insanlar filmi sıkıcı bulabilir. Esas olarak ana karakterin paranoyasını anlatan bu yapımın oyuncuları muhteşem. Mekanların seçimi ve kullanımı çok başarılı.

*Bu Polanski başyapıtı kolay cevaplar içermiyor ve neyin gerçek, neyin hayali olduğunu kolayca anlamanıza izin vermiyor. (Kesinlikle aynı fikirdeyim.)

*Kiracı, korku kategorisinde bir filmdir ancak bu filme kanlı ve iğrenç sahneler dahil edilmemiştir. Yine de gerilimi, bu tür sahneler içeren çoğu filmde hissedebileceğinizden daha fazla hissedersiniz.

2 Yorumlar
  1. Duo Diyet

    Girişte sinir bozucu dedikten sonra, beğenmediği bir filme bu kadar uzun ne yazdı diye düşünmüştüm kiiii, sonra anladım olayı:)) Zaten böyle filmlerin hastası oluyor, aksiyon yok ama inceden inceden öyle bir geriyor ki, tırnak yediriyor…Başarılı bir yorum olmuş, teşekkürler.

    1. Hilal Uslu

      Tırnak yediriyor, evet. Esas adam yavaş yavaş sıyırırken cidden daraldım. Baya asabım bozuldu. Tırt bir korku filminde, kan gövdeyi götürse bile bu şekilde gerilmiyorsun, bu başka.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.