moda, film, astroloji, rüya tabirleri, yaşam

They Shoot Horses, Don’t They? (Atları Da Vururlar) 1969

0 290

Horace McCoy tarafından yazılmış olan Atları Da Vururlar isimli romanı uzun yıllar önce okumuştum. Bu romandan uyarlanan “They Shoot Horses, Don’t They?” filmini izledikten sonra alıp bir kere daha okumaya karar verdim. 2 saat 9 dakika süren film hiç sıkmadı beni ve çok etkiledi. Aksiyon filmlerini seviyorsanız sizi sıkacaktır ama aklınızdan çıkmayacak, kaliteli, güzel bir dram filmi izlemek isterseniz kesinlikle tavsiye ederim.

Filmde Büyük Buhran yıllarında (1930’lar) ABD’de düzenlenen eşli bir dans maratonu sırasında olup bitenler hikaye ediliyor. Sıkı ve acımasız kuralları olan bir maratondur bu. Yarışmaya katılanlar işsiz, parasız, çaresiz insanlardır ve birçoğunun orada bulunacak yapımcıların dikkatini çekip kapağı Hollywood’a atmak gibi bir hayalleri vardır. Kazanan çifte verilecek 1.500 Dolar için günler boyunca yeterince dinlenmeden ve az uyuyarak dans etmeleri gerekmektedir. Yarışmanın düzenlendiği salonda onlar için sponsor arayan, bahislere giren, alkışlar ve tezahüratlarla destek veren seyirciler de yer almaktadır.

Dans partnerinin bir sağlık sorunu çıkınca eşsiz kalan Gloria ve etrafa bakınmak için içeri girdiğinde bir yarışmacı adayı olduğu zannedilen, kadroya bir karışıklık sonucunda dahil olan Robert bu ortamda, diğer katılımcılarla beraber dans etmeye başlarlar.

Başlangıçta herkes, mutlu ve neşeli değilse bir enerjik ve rahat görünmektedir. Günler  geçerken insanlarda yorgunluk, umutsuzluk ve ruh sağlığını yitirme belirtileri baş gösterir. Artık ayakta durmakta, yataktan kalkmakta zorlanmaktadırlar. Olay yerine giyinip kuşanmış, süslenip püslenmiş olarak gelen seyircilerin keyfi gayet yerindedir ama. Yarışmanın vicdansız ve hatta şerefsiz organizatörü onları eğlendirmek, heyecanlarını taze tutmak için çeşitli şeyler yapmaktadır.

Maraton giderek daha zor bir hal almaya başlar. Rekabet artık en üst seviyededir. Halsiz insanlar, izleyicileri eğlendirmek ve tabii biraz daha para kazanmak için birtakım performanslar sergilemek durumunda kalırlar. Bu karanlık etkinliğin sonunda dramatik şeyler yaşanacağını filmin başından itibaren biliriz. Çünkü arada bir Robert’ın son durumunu görürüz: Artık bir yarışmacı değildir ve polise ifade vermektedir.

İsmi ülkemize Son Gerçek gibi saçma sapan bir isimle de çevrilmiş olan Atları Da Vururlar çok vurucu, çok iyi bir film bence. Ve son derecede sert. İzlediğim en iyi dram filmleri arasında yer alıyor.

Baş roldeki çifti Jane Fonda ve Michael Sarrazin canlandırıyorlar. İkisinin oyunculuğu da çok başarılı. Organizatörü Gig Young oynuyor ve çok iyi oynuyor.

Bir sinema yıldızı olma hayalleri kuran Alice, yarışmaya eşiyle beraber katılan 7 aylık hamile Ruby, bir dans ustası olan emekli bir denizci gibi başka karakterler de var ve hepsinden ayrı ayrı etkileniyorsunuz. Alice karakterine hayat veren Susannah York genel olarak iyi, bazı sahnelerde mükemmel bir oyunculuk çıkarıyor.

Yarışma sürecinde bir de yürüme yarışması gibi bir aksiyon var ki izlerken çok kötü oldum. Bu yarışmada sona kalan üç çift eleniyorlar. Ayakları şişmiş, canları çıkmış, yüzleri yorgunluktan dökülen perişan haldeki insanlar sona kalmamak için ölümüne mücadele ederken insan büyük bir üzüntü duyuyor. Yarışmayı izleyenler değil ama. İnsanlar korkunç görünüyorlar ama onlar bunun farkında bile değiller sanki.

Filmin tamamı yarışma salonunda geçiyor. Karakterlerin dans sırasındaki sohbetleri, bu sırada hayatları ve kişilikleri hakkında verdikleri ipuçları, molalarda yaşadıkları, organizatörün maratonu daha renkli hale getirmek için yaptığı numaralar ve çevirdiği iğrenç dolaplar, izleyicilerin duyarsızlığı ve dehşet veren neşesi gibi şeyler öyle etkileyici bir şekilde yansıtılıyor ki bundan dolayı hiç sıkılmıyorsunuz.

They Shoot Horses, Don’t They?” bir Sydney Pollack filmi. 9 dalda Oscara aday gösterilmiş olan filmin başlıca oyuncularını sıralayayım: Jane Fonda (Gloria), Michael Sarrazin (Robert), Gig Young (Rocky), Susannah York (Alice), Red Buttons (Denizci), Bonnie Bedelia (Ruby), Michael Conrad (Rollo) ve Bruce Dern (James).

1920 – 1930’lardaki Dans Maratonları

Dans maratonları 1920’lerde ve 30’larda gerçekleşen bir Amerikan olgusuydu. 1920’lerin başlarında, caz çağının bir parçası olarak ortaya çıkan bu maratonlar sırasında çiftler para ödülü için yüzlerce saat dans ederlerdi. Maraton bazen 1 ay, hatta 2 ay sürerdi.

Bu etkinlikler, 1930’larda, Büyük Buhran yıllarında bir nevi çaresizlik maratonu olarak devam etti.  Zamanla karanlık ve sömürücü bir şeye dönüşen etkinlik sonuçlandığında, kazanan çifte önemli bir para ödülü verilir, ayrıca dans ettiği süre boyunca barınak ve yiyecek gibi ihtiyaçları temin edilirdi. Karnını doyurabilmek o yıllarda birçok kişi için büyük bir nimetti. Etkinlikten etkinliğe değişmekle beraber, bu kurallar çoğu yarışma için geçerliydi.

Olay, bitkin düşmüş çiftlerin ileri geri sallanmalarını izlemek veya hatta yarışmacılardan birinin halsizlik yüzünden kendinden geçmesine tanıklık etmek için para ödemeye hazır olan halka açıktı.

Bu, nispeten ucuz bir eğlence türüydü. İzleyicilerin zaman içinde bazı dansçılarla bağlantı kurduğu olurdu. Bazıları, favori çiftlerinin kazandığını görmek için tekrar tekrar gelirlerdi.

Maratonlar sırasında insanlar sağlık sorunları yaşıyorlardı. Çoğu etkinlikte, bayılan veya yaralanan insanlara müdahale etmeleri için doktorlar bulundurulurdu. Yarışmacıların sürekli dans etmekten, yorgunluğa rağmen ayakta kalmaya çalışmaktan dolayı tükenip hastaneye yatırılmaları nadir görülen bir olay değildi.

Dinlenme ve yemek araları da olan, haftalar, hatta aylar süren dans maratonları olurdu. Komaya giren insanların yanı sıra, birkaç ölüm vakası da yaşandı. Sonraları, ABD’nin birçok eyaletinde, bu tip yarışmaları yasaklayan yasalar çıkarıldı.

1970’lerde maratonlar tekrar dirilir gibi oldu. Ancak bu sefer amaç genellikle bir hayır işi için para toplamaktı ve kurallar daha makuldü.

Atları Da Vururlar Film Yorumları

1. Kaynağını gerçek hayattan alan unutulmaz, trajik bir hikaye bu. Alaycı, keskin dilli Gloria karakteri, acımasız organizatör Rocky ile birlikte, insanı ürkütecek kadar uysal ve iddiasız bir karakter olan Robert karşısında mükemmel bir tezat oluşturuyor. Rol dağılımı ve diyaloglar mükemmel. Görsel efektler unutulmaz. 

Gerçekten umutsuz bir dönemi yansıtan büyüleyici bir hastalıklı karakterler çalışması olan bu film herkese göre değil. Ancak, acı çeken insanları izlemenin bir eğlence biçimi olması, yoksulların kötü muamele görmesi veya dünyanın bunalım çağlarının sert gerçekleri haline gelmesi gibi trajik sosyal gerçeklerle ilgilenenler için tekrar tekrar izlenecek çok yönlü bir yapım.

2.İzlenmesi zor bir film bu ama izlediğim için pişman olduğumu düşünmeyin. Oyunculuklar (Sarrazin gözlerinden inanılmaz miktarda duygu çıkarabilir.), oyuncu seçimi, sinematografi, aydınlatma, prodüksiyon tasarımı, müzik, hikaye; hepsi çok iyi. Bunun bir başyapıt olduğunu düşünüyorum.

3.Filmin unutulmaz sahneleri var. Örneğin Gloria’nın denizciyi arkasında sürüklerken sergilediği görüntü; oyunda kalmaya çalışan sembolik bir at. Veya Ben – Hur filmindeki araba dizisi yerine, umutsuz insanlardan oluşan bir dizi.

Bu tünelin sonunda ışık yok. İnsanlar tek kullanımlık malzemeler, işe yaramaz hale geldikleri zaman gözden çıkarılabilecek büyükbaş hayvanlar gibi görülüyor. Hiçbir şeye sahip olmayan, hiçbir şey beklemeyen Gloria’nın daha iyi bir yaşama ulaşmak için yaptığı son çıkış bu.

4.İzlenmesi zor, ama unutulmaz bir hikaye bu. Böyle maratonların bir zamanlar gerçekten olduğunu öğrenince daha çok etkilendim. Karakterler kurgusal olabilir ama hikaye gerçek.

Gig Young’ın acımasız organizatör performansından çok etkilendim. Filmdeki herkes iyiydi ama onun oyunculuğu en iyisiydi bence.

Bu, umutsuz zamanlarda yaşayan umutsuz insanların biraz ekstra para kazanmak için yaptıkları bir şeyi anlatan üzücü bir hikaye. Diğer çiftlerden daha uzun süre dayanmaya çalışırken sağlıklarını tehlikeye atıyorlar. Onları ekranda izlemek bile zihinsel olarak yorucu.

Hoş olmayan konulardan söz eden başka birçok film gibi, sizi düşünmeye sevk edecek bir film bu.

5.They Shoot Horses, Don’t They?” filminde özellikle Susannah York ve Jane Fonda’nın performanslarını beğendim. Diğer oyuncular da rollerinin hakkını veriyor.

6.Bu, gördüğüm en iyi filmler arasında yer alıyor. Oyuncu kadrosu mükemmel ve hikaye iyi ilerliyor. Gig Young kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. Genel olarak kesinlikle görülmeye değer bir film.

7.Film beklenen performansı gösteremeyen zayıf çiftlerin hızla yok edildiği, insanların seyircilerin eğlenmesi için sömürüldüğü bir yarışma ortamında geçiyor. Yarışma dayanılmaz derecede uzun sürüyor ve seyircilerin yarışmacıların bariz sefaletini fark etmelerini önlemek için güçlü oyunlar sergilemek gerekiyor. Yaralanma, hatta ölüm tehlikesi bile önemli değil. Maraton her koşulda devam ediyor.

Filmin beni en çok etkileyen yönlerinden birinin kahramanlarının romantik ikonlar olmaması olduğunu söyleyebilirim. Onlar bir zorunlulukla ve onun getirdiği sıkıntılarla karşı karşıya olan sıradan insanlar. O zamanlar Amerika’da pek çok insan açlıktan ölmek üzereydi, iş bulmak çok zordu, halk neler olduğunu kavrayamıyordu. Birçok kişi, yeterince çalışmanın ve gerektiği gibi davranmanın hayatına refah getireceğine güveniyorlardı. Bu düşünce onlara aşılanmıştı. Ancak, buhran yıllarında çok fazla yoksulluk, felaket ve kayıp vardı.

Umut bile yokken ne yapmak gerekir? Bir insan büyük bir sefalet içindeyse ve bir başkası onun nasıl çöktüğünü, yıkıldığını görmeye ve hatta teşvik etmeye istekliyse, kanunun ne anlamı kalır? Kanunlar utanmazca sömürgen bir rekabetin doğurduğu son derecede sahte değerlerin bir koruyucusu mudur ?

Sydney Pollacak, bu filmiyle doğru oyuncu kadrosunu bir araya getirebileceğinin ve bu kadroyu etkili bir şekilde kullanabileceğinin işaretlerini veriyor.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.